Vaktiyle bir derviş, evinden çok uzaklarda yıllar yılı üstadının hizmetinde bulunmuş, üstadının himmet ve nazarıyla Allah’ın rızasını kazanıp, Allah’a yakınlık peyda etmede büyük mesafeler kat ederek, üstadının teveccühüne mahzar olmuştu. Geçen zaman içerisinde, manevi anlamda hızla tekâmül etmekle birlikte; evinden uzun yıllar uzak kalması sebebiyle ailesine olan hasreti gittikçe artan derviş, bir gün üstadına giderek ailesini ziyaret etmek için müsaade ister. Bu durum karşısında üstadı dervişe dönerek: “İnşaallah evladım, tabi gidebilirsin. Müsaade Allah’tan.’’ der ve akabinde: “Evladım gitmeden önce yanımıza gel sana bir emanetimiz, üç de nasihatimiz olacak” diye de ekler. Üstadının bu sözleri karşısında gayet memnun olan derviş, yolculuk hazırlıklarını yapmak üzere oradan ayrılır. Ertesi gün hazırlıklarını tamamlayarak üstadının huzuruna çıkar. Üstadı: “Evladım Biz senden memnunuz, Allah-u Teâlâ hazretleride senden memnun olsun inşaallah”;diye dua ettikten sonra dervişe bir bohça uzatarak: “Oğlum bu bohçayı al; fakat sakın ola yolda giderken açma! Evine varınca açarsın.” diye sıkıca tembih eder. Sonra da dervişe tebessüm ederek şu nasihatlerde bulunur: “Evladım; üzerine vazife olmayan işe karışma, gönül kimi sevdiyse o güzeldir, bir işin sonunu görmeden karar verme. Bu nasihatlerimize iyi yapış, onlara iyi sahip çık.” der ve dervişi uğurlar.

Derviş, yıllar sonra ailesine kavuşacak olmanın mutluluğuyla yola koyulur. Yol boyunca bohçanın içindekilerin merakı bir türlü gitmez ve ne kadar düşündüyse de üstadının nasihatlerinin hikmetine eremez.

Bir, iki günlük yolculuktan sonra bir beldeye gelen derviş, o beldenin zenginlerinden bir adamın evine misafir olur. Ev sahibi adam dervişi yemeğe buyur eder. Sofraya otururlar. Fakat garip bir haldir ki sofrada derviş, ev sahibi, bir de köpek vardır. Biraz ilerde ise demir parmaklıklar ardında, ayağından zincirlenmiş vaziyette bir kadın oturmaktadır. Adam kalkarak onun önüne de bir tas yemek koyar ve sofraya oturur. Yemeğe başlarlar. Yemeklerini yerken adam dervişe dönerek: “Ey derviş; sofrada ki gariplik dikkatini çekmedi mi? diye sorar. Derviş tam cevap verecek iken üstadının sözü aklına gelir ve adama dönerek; “Efendim, ben üzerime vazife olmayan işe karışmam.”der. Ev sahibi adam, dervişin bu sözünden çok memnun olur ve sözlerine şöyle devam eder: “Buraya pek çok misafir geldi ve hepside bu sorum karşısında, hiç utanmıyor musun? Köpeği sofraya oturtmaya, kadını da kafese koymaya diye bana kızdılar. Ben de sinirlendim ve böyle söyleyen her misafiri öldürdüm. Fakat sen “Ben, üzerime vazife olmayan işe karışmam!”dedin, vermiş olduğun bu cevap beni çok hoşnut etti. Bende sana meselenin aslını anlatacağım: Bundan bir sene evvel çalışmak amacıyla evden ayrılmıştım. Geri döndüğümde içeride karım ve iki adamın eğlendiklerini gördüm. Adamlara güç yetiremedim, beni dövdüler. Karım benden taraf olacağına onlarla beraber oldu. Ellerimi, ayaklarımı bağladılar. İçki içip sızdıklarında bu köpek geldi, ipleri çözdü. Bende kalkıp adamları öldürdüm, lakin ibret olsun diye karımı öldürmeyip: Bir köpek kadar olamadın; köpeğin yeri senin yerin, senin yerin ise köpeğin yeridir, diyerek; onu bu kafese hapsettim.”der ve olayı anlatır. Hadiseyi ibretle dinleyen derviş; müsaade alıp yoluna devam ederken üstadının nasihatlerinin ne kadar kıymet arz ettiğini anlayarak üstadına dua eder.

Derviş, özlem ve hasretle yolculuğuna devam ederken çeşitli seyirler ediyor, ailesine kavuşacak olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Fakat dervişin bir sıkıntısı vardı. Bohçanın içindekilerin merakı git gide artıyor ve dayanılmaz bir hal almaya başlıyordu. İçinden de “Sabırlı kulların mükâfatı bol ve hesapsız verilir.”ayetini tekrar ederek bu merakı defetmeye çalışıyordu.

Bu duygular içerisinde giderken yolu tekrar bir beldeye rastlayan derviş, o beldenin emirine misafir olur. Emir, dervişi evinde ağırlar, türlü türlü ikramlarda bulunur, sohbet etmeye başlarlar. Derken içeriye gayet çirkin bir kadın girer ve emir dervişe dönerek: “Nasıl? Güzel kadın değil mi?”diye sorar. Üstadının nasihati tekrar aklına gelen derviş:”Emirim, gönül kimi severse güzel odur.”diye karşılık verince, bu cevaptan memnun olan emir : “Bu hanımım, buraya gelen misafirlerime elinden geldiği kadar izzet-i ikramda bulunur. Fakat misafirler onun bu görüntüsünü beğenmezler. Üstelik efendim siz koskoca bir emirsiniz, çokta zenginsiniz. Buna rağmen neden bu çirkin kadına katlanıyorsunuz? Diye de kendi aralarında bana şirin gözükmeye çalışırlar. Bende onlara kızar ve hepsini öldürürdüm. Ama sen onlar gibi değilsin. Dediğin gibi gönlüm bu kadını sevdi, bende hanımımdan razıyım.”der. Üstadının nasihatleri bir bir çıkmakta ve nasihatlerin hikmetini kavramakta olan derviş, üstadını dinlemiş olmanın verdiği huzur içerisinde oradan da selametlikle ayrılır.

Nihayet uzun ve meşakkatli bir yolculuğun sonunda memleketine varan derviş; sevinç içersisinde evine yaklaştığı anda hanımının genç bir erkeği öptüğünü pencereden görüverir. Bir anda hiddetlenerek öfke ile içeriye yöneldiği sırada üstadının son nasihati (Bir işin sonunu görmeden karar verme) aklına gelir. Bir yere gizlenerek onları izlemeye başlar. Kısa bir süre sonra kapı açılır ve içeriden çıkan genç erkek, tekrar dervişin hanımını öperek: “Hadi anneciğim Allah’a ısmarladık.”deyince, derviş olduğu yerde gözyaşlarına boğulur. Çünkü bu genç; çocuk yaştayken geride bıraktığı evladıdır. Hemen koşarak ailesinin yanına varır. Hanımı ve oğlu, dervişi gözyaşları içinde karşılarlar ve hep birlikte eve girerler.

Derviş, üstadının son sözü olan “Evladım; bu bohçayı da evine ulaşınca açarsın” emrini yerine getirmek üzere bohçayı önüne koyar ve açar. Bohçanın üst kısmında üstadının mührü ve icazeti olan bir kâğıt, bir miktar para ile bir not vardır. Notta şöyle yazar: “Evladım, eğer bu mektubu okuyorsan elhamdülillah imtihanı başarıyla geçtin demektir. Bohçanın içerisinde bizim halifemiz olduğuna dair icazetin var. Oradaki halkı irşat ve ikazla vazifelisin. Bir miktarda para koyduk, bu parayla da orada bir dergâh açarsın. Allah-ü Teâlâ hizmetinde yardımcın, Peygamber Efendimiz önünde ışığın olsun esselâmualeyküm varahmetullâhi veberakâtüh.”

Cenab-ı Zül Celal hazretleri, kâinatı muazzam bir şekilde sırlar ağıyla örüp, bunu sadece arzu edenlerin keşfedebileceği şekilde dizayn etmiştir. Manevi âlemin, hal ve yaşantıları da aynı şekilde sırlar ağıyla örülmüş ve talip olanların ilahi sırlara ulaşmaları için yol gösterici peygamberler ve evliyalar vesile kılınmıştır. Resulallah Efendimiz “İrşada gücü yeten bir akıldan, irşad talep ediniz ve ona isyan etmeyiniz” buyurarak; O’nun ahirete irtihalinden sonra Allah dostu evliyaullaha tabi olmamız gerektiğini bizlere işaret etmişlerdir.

Kıssamızda bahsi geçen derviş, Resulallah Efendimizin (s.a.v) bu hadisi şerifindeki emre uyarak yıllarca bir Allah Dostu’nun kapısında Allah’ın rızasını kazanmak için mücadele etmiş. Evine dönerken üstadının vermiş olduğu nasihatleri dinleyerek üstadının halifesi olmakla ve nasihatlerin içindeki hakikate ermekle şereflenmiştir. Üstadı nasihatleriyle;“Evladım, Üzerine vazife olmayan işe karışma. Kula gereken, yarın neden sorguya çekilecekse onunla meşgul olmaktır. Sana Allah gerek. O’nun zatından gayrıyla uğraşma. Bırak başkaları şunu yapmış, nasıl yapmış, niye böyle yapmamış, asıl şöyle yapmalıydı gibi sözleri, onlara akıl vermeyi. Halkı bırak; Allah’ın seçkin kullarının arasına girmeye çalış. Allah yolcuları karanlığa ışıkla girerler. Onların ışığı, Hakk’a kulluktur.

Gönül sevdiğine güzeldir. Her insanın istidadı farklıdır. Sen Allah’ı, Resulü’nü, O’nun sevdiklerini seversin, kimisi dünyayı, kimisi parayı, kimisi cenneti, kimisi makamı, kimisi kadını, kimisi güzeli, kimisi çirkini, sever. Herkesin kabiliyeti hangi yönde ise, o yönde sevgi ve muhabbeti olur. Sen sakın ola bu hallerinden dolayı kimseyi kınama, kimseyi de övme, herkesi olduğu gibi kabul et, geniş gönüllü ol. Zira insanın kullukta kemalata erişmiş olmasının bir nişanesi de “Yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü.”sözünü düstur edinerek hayatında tatbik edebilmesidir.

Oğlum; bir işin sonunu görmeden karar verme. İşlerin sonunu gözeten, onların getireceği beladan kurtulur. Bastığı yeri bilmeyen pişmanlıkta yürür. Aklıselim sahibi ol. Çünkü aklıselim sahipleri Allah’ın yardımıyla doğruyu bulurlar. Her işin içerisinde, bir hikmet gizlidir. Feraset sahibi ol."Feraset öyle bir bakıştır ki, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar keskindir.”demek istemiş; fakat bu sözlerin özünü nasihatlerde gizleyerek dervişi imtihana tabi tutmuştur.

Sabır, sadakat, teslimiyet üzerine imtihan olan derviş nefsine ve şeytana uymayarak; İmam-ı Gazali Hazretlerinin “Mürşide teslim olan müridin hali, etrafı surlarla çevrili kale gibidir.” buyurduğu üzere, üstadına teslim olmuş, böylece öldürülmekten kurtulmuştur. Bunun yanında üstadının himmetiyle maneviyat erlerinin arasına dâhil olmakla şereflenmiştir. Cenab-ı Hak bizleri de seçkin kullarıyla beraber eylesin, ilahi sırların muhatabı olan zümreye dâhil eylesin inşâllah.