Biz seni tanımadan sevdik efendim. İnsan tanımadığını nasıl severdi? Nerden bilebilirdi sevdiği neden hoşlanır neye kızar. İnsan tanımadığı birini nasıl ağırlardı sofrasında en güzel şekilde? Ya sevdiği şeker hastasıysa, sofraya koyduğu tatlılardan hastalanmazmı? Ya tansiyon hastasıysa, tuzlulardan hastalanmazmı? İnsan sevdiğinin hassasiyetlerini bilmeden onu nasıl ağırlardı Efendim... Allahın elçisi dediler, peygamber dediler, nebi dediler, çok mubarekti dediler. Sevenler seni ünvanından dolayı sevdi efendim. Biz seni tanımadan sevdik, işte bu yüzden hiçbir zaman sana layık ümmet olamadık Efendim. Oysaki Allah yüce Kuran'da şöyle buyuruyordu;

“Kalem suresi-4) Elbette sen çok yüce bir ahlak üzeresin.”

Seni sevmek senin ahlakınla ahlaklanmaktı ama biz senin ahlakını değil sadece adını sevdik ahlakının ne olduğunu hiç bilmeden Efendim. Adaletten uzak kaldık... Vicdanlarımız taştan katıydı... Birbirimizin kuyusunu kazdık... Kendi ailemizin bile güvenini kaybettik ... Dünyaya geliş gayemizi unuttuk... Yalan, kin, kibir sahibiydik...ama seni seviyorduk. Müslüman kardeşlerimize düşman gözüyle bakıyor , Rakip gözüyle, öteki grup gözüyle bakıyorduk... ama seni seviyorduk. Şeytanın en yakın dostu, nefsimizin tutuklusu idik ama seni seviyorduk. Tıpkı Allah'ıda tanımadan sevdiğimiz gibi...

Seni sevmenin yolunun ahlakınla ahlaklanmak olduğunu anlayamadık. Sen bizim için bir gonca güldün çok güzeldin. Ama nasıl güzel bir gül olunur bunu hiç anlamak istemedik bu yüzden hep diken olduk kanattık her daim çevremizi, en çok da sevdiklerimizi..!

Şu dünyada bizi saltanat sahibi yapacak her türlü çetrefilli yolları, işleri çözdük anladık, fiziği, kimyayı, matematiği anlamak için ömrümüzün baharının onyedi yılını gençliğimizi harcadık da, seni tanımak için bir yılda onyedi günümüzü bile harcayamadık. Çünkü çok meşguldük. Ya gençtik öğrenciydik derslerden vakit yoktu. Ya evliydik çoluk çocuk ve hayatın hengamesi vardı. Ya çalışıyorduk ticareti, kariyeri saltanatı korumak için çok çalışmalıydık vaktimiz yoktu. Yaşlanıncada bunadık zaten istesek de kafamıza bir şey girmedi. Yani seni hayatımızın hiç bir safhasında anlayacağımız, tanıyacağımız vaktimiz olmadı...

Seni tanımayı cennette kevser ırmağının başında etrafına toplanıp kendi ağzından bize kendini anlatmana bıraktık efendim...!

Oysaki seni sevmenin yolunun, getirdiğin vahyin ipine sım sıkı sarılmak olduğunu anlayamadık. Rabbim yüce Kuranda şöyle buyuruyordu;

“ (Ahzap suresi-56)-Allah ve melekler resule salat ederler (arka çıkar, destek olurlar) ey müminler siz de ona salat edin (arka çıkın destek olun) selam edin (güvenliğini sağlayın)”

Allah ve tüm melekler getirdiğin Vahyin dünyaya hakim olması için sana yardım ederken, biz çok meşguldük. Sana Salat etmeyi Rabbimize ve meleklere bıraktık efendim...Bazende sana sevgimizin yüreğimizden taştığı anlarda, oturup tv önünde en çirkin dizileri seyrederken elimize tesbihimizi alıp bir yandanda sana selavat getirip kalbimizi rahatlattık efendim. Çünkü senin adını yaşatmamıza, toplumlar içinde yüceltmemize değil sadece anmamıza ihtiyacın olduğunu düşündük hep. Oysaki senin bizden beklentin, bıraktığın islam bayrağını elden ele nesilden nesile şerefle taşımaktı. Ama dedimya biz çok meşguldük bayrak falan taşıyacak vaktimiz yoktu halimizde. İşte her adın anıldığında selavat getiriyordukya bu yetmezmiydi...?

Seni tanımadan seviyorduk efendim. Bazılarımız duydugu her uydurma söze HADİS dir diye onu KURAN süzgecinden geçirmeden inandı. Bunlar uydurma yalan sözlerdir Allahın Resulune iftiradır deyip buna delil olarak Kurandan delil ayetler okunduğunda şöyle dediler; Evet ayetdir doğrudur AMA;........diye başlayan mesnetsiz cümlelerle yalanlarına yalan yüklü deliller getirdiler... Bazılarımızda, Alemlere Rahmet olarak inen Efendime postacı dediler. Oysaki Rabbim ayetinde şöyle buyuruyordu;

“(Nisa suresi-59)-Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre-(idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin (sorun)20 Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”...

Seni en tanıyanlarımızın bir kısmıda ilmin küstahlığına kapıldılar. En doğru kapının kendilerininki olduğunu ilan edip o kapıdan girmeyenleri müslüman saymadılar efendim...İslam sanki mahalle pazarcılarının tezgahlarında satılan elma gibi, her bir yerden, “bize gel bizimkisi en güzeli diye, her grup islamın derdine düşmek yerine kendi grubunun misyonunu pazarlar oldu Efendim...Kimse kimseyi beğenmez ve tahmin edemiyeceğin kadar fırkalara bölündük, dünyada darmadağın olduk, birleşmeyi mahşerde senin sancağının altına erteledik Efendim... Oysaki Rabbim buyuruyorki;

"(Rum suresi-32) Müşrikler dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. Bunlardan her fırka kendi yanındakiyle böbürlenmektedir. "

Velhasıl kelam hiçbirimizde sana layık ümmet olamadık efendim...

Biz nefsimizin balçık çukurundan hiç Akabe tepesine çıkamadık ki huzuruna gelmek için. Ellerimizi dünyalık işlerde öyle hor kullandık ki, tükettik bu yüzde sana uzatıp BİAD edecek ellerimizi bulamıyoruz Efendim...Biz dünya telaşlarıyla ayaklarımızı öyle yorduk ki, bacaklarımızı yitirdik. Peşine takılıpta seninle hicret edecek ayaklarımızı bulamıyoruz Efendim...Biz nefsimizin bencilliklerinde öyle kaybolduk ki, seninle gelen muhajir'lerine Ensar olamıyoruz Efendim. Malımızı paylaşırsak azalacağından, dostluğumuzu verirsek mimleneceğimizden korkuyoruz. Ensar olacak yüreğimizi yitirdik Efendim...Biz Rabbimizide hakkıyla tanıyamadığımız için ona yeterince güvenemedik. Kendi hayatlarımızı kendi aldığımız önlemlerle garantiye almalıydık. Bu yüzden seninle BEDİRE gelemedik efendim. Canlarımız o kadar tatlıydı ki, “Anam babam canım sana FEDA” diyen ashabın olamadık Efendim...Görmezden geldik her namazda okuduğumuz halde FİL suresini. Rabbimizin hiç insansızda gökteki kuşlarla ebrehenin ordularını yerle bir ettiğini...Seninle Bedire gelecek kadar ne sana ne Rabbimize güvenemedik Efendim...

Rabbimiz Yüce Kuranda şöyle buyurduğu halde;

“(Nur suresi 30-31):"Mü'min erkeklere söyle: «Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yapmakta olduklarından haberi olandır. Mü'min kadınlara da söyle: «Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınla

Gözlerimizi haramlarla öylesine kirlettik ki, bir dupduru aşk ile gözlerine bakacak gözlerimizi bulamadık. Bu yüzden o mubarek gözlerinde kaybolarak, dünyaya senin gözlerinle bakmayı başaramadık Efendim...Muhabbet tohumlarımızı hep çorak topraklara ektik ve farkına varmadan tükettik. Şimdi yüreklerimiz hüsranın dehlizlerinde kaybolmuş halde. Senden başka herşeye bağlanan yüreklerimizi, söküp ait olmadıkları yerden sana getiremedik. Biz çok cahil, çok cimri, çok zavallıyız Efendim...Her kelimen bir cennet vadederken, biz her türlü çirkinliklerle çöplük olmuş kulaklarımızla Veda hutbesinde bize bıraktığın emanetlerin adını tam olarak anlayamadık. Bu yüzden ya atalarımız ne dediyse öyle yaşadık, yada kimden ne duyduksa onu uyguladık. Dünyaya sarıldıkda sıkı sıkı bir veda hutbende bize emanet ettiğin KURAN ve SÜNNETİNE sarılamadık Efendim...Ve biz namazda dahi olsak telefenomuza gelen mesaj sesi kimden geldiği belli olmadığı halde bizi heyecanlandırırken ve selam verir vermez hemen mesajı okurduk. Ama En sevdiğimizi idda ettiğimiz Rabbimizden gelen VAHYi mesajı yıllardır okumadığımız için şu ayetin hiç hakkını veremedik Efendim;

“Ahzap-36) Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resülüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.”

Biz her ne kadar işlerimizde Allahı ve seni hakem tain edemiyorsak da, yinede yüreğimizdeki zerre imanlarla, Rabbimize halimizi şikayet ediyor, ondan sağlam bir hidayet diliyoruz...Ve biz sana layık ümmet olamasak da biliyoruzki sen her daim ÜMMETİM ÜMMETİM dedin diyeceksin. Rabbim bundan sonra hallerimizi düzeltmemize yardım etsin ve senin yüzünü mahşerde kara etmeyelim Efendim. Belki sana layık ümmet olamadık ama biz seni hep SEVDİK, komşunun bebeğini sever gibi, penceremize konan kuşu ve dalındaki gonca gülü sever giibi sevdik. Uzaktan sahiplenmeden, derdinle dertlenmeden...ve her doğum gününde sana yazdığımız naadarla mevlütler hediye ettik. Bu yılda ancak buna gücümüz yetti bununla yetin dedik... Bu güne dek doğum günlerinde sana SENİNLE HAKKIYLA BİR DİRİLİŞ hediye edemedik Efendim. Seni sevmenin hakkını veremesekte biz seni hep SEVDİK EFENDİM...sevgi her kapıyı açmazmı dersin.? İyiki doğdun, iyiki sana ümmet olduk, elhamdulillah alemlerin RAHMETİ GÜNEŞİ...Rızan miktarınca SALAT ve SELAM olsun sana...

Bu kutlu doğum gününde yolunda yürüyecek ayaklarımızı, sana HİCRET eden kalplerimizi ve sana bir BİAD HEDİYE etsek kabul etmezmisin Efendim...?

nazlı yenidünya