Dersimize gelelim:

"الله iman edip de salih amel işleyenleri bağışlar (dua ve ibadetlerini kabul eder). Fazlından onlara ziyade verir, kafirlere gelince, onlara şiddetli bir azab var."

Yani onlara dualarının ibadetlerinin karşılığını verdikten sonra alın bu kadarı da fazladan.Bunları kalemler yazmaz, kantarlar tartmaz.

Mevla Teala kafirlere şiddetli azab olacağını buyurmakta. Azab ismi kolay geliyor yani insana isabet etmeden sadece duymak kolay. Amma azabın kendisine uğramak zordur.

Ya Rabbi! Bizi rahmet-i ilahiyene mazhar edecek şeylerele meşgul et. İman edip amel-i salih işleyen الله'a icabet etmiş oluyor. الله'da onlara icabet etmiş oluyor.

"O halde siz bana itaat ve ibadet ederek beni anın ki, bende sizi mağfiretimle anayım. Nimetlerime şükredin de nankörlük yaparak küfre varmayın." (Bakara suresi: 152)

Cenab-ı Hak kullarına nimet verdikce kulları Mevla'yı unutuyor. Mevla bu duruma sitem ederek buyuruyor;

"Biz insana (sağlık ve genişlik gibi) nimet verdiğimiz zaman الله'ı anmaktan yüz çevirip yan çizer. Ona fenalık dokununca da pek ümitsiz olur." (İsra suresi:83)

Mevla Teala in'am ettikçe ona yönelmek gerekirken ondan yüz çevirmek ne kadar tersine insaan yakışmayan bir iştir.
Ya Rabbi!... Nimetin kıymetini bilenlerden eyle bizi! Nimetten, veli nimete ulaştır bizi. Şükrümüzü ifa etmeye muvaffak eyle bizi! Amin.

"Doğrusu insan azgınlık eder, kendini müstağni (ihtiyaçsız) görmekle" (Alak suresi:6-7)

İnsan kendinin الله'a muhtaç olmadığını zanneder. Aslında her nimet الله'ın elindedir. Kulağının işitmesi O'nun elinde, gözünün görmesi O'nun elinde, dilinin söylemesi, aklının çalışması, rızkının devam etmesi hep O'nun elindedir. Fen ilerledi diye insanlar birçok şeyi kendilerinden zannediyorlar.

Halbuki insanlar yağmur mu yağdırıyor, yerden ot mu bittiriyor, bir üzüm tanesi yapabiliyor muyuz, bir ufak hamsi yavrusu yapabiliyor muyuz? İnsan haddini bilmezse ne kadar azgın olur. Bir lokmalık şeyi yaratmak elimizden gelmediği gibi, onu yutmakta elimizden gelmez. Eğer insanın çenesi, yemek borusu felç olsa lokmayı nasıl yutacak? Midemize inen yemekler sindirime uğramasa öylece kalsa ne yapabiliriz? Eğer düşünebilirsek her nimet O'nun elindedir.

Dersimize gelelim:

"Eğer الله kullarına rızkı bol bol verseydi, muhakkak yeryüzünde azar, taşkınlık ederlerdi. Fakat الله rızıkları dilediği miktar ile indirir. Şüphesiz ki O, kullarının bütün yaptıklarından haberdar bütün yaptıklarını görendir."

Bu ayet-i celilenin gereğinden değilmidir. Karun'un, Firavun'un yeryüzünde olan azgınlıkları.

"Gerçekten Karun Musa'nın kavminde idi de onalra karşı azgınlık etmişti. O'na öyle hazineler vermiştik ki, anhtarları güçlü kuvvetli bir toplulukla (zorla) taşınyordu." (Kasas suresi:76)

Karun'un bu malı neticede yere batmasına sebep oldu.

"Çünkü Firavun o yerde baş kaldırmış ve ahalisini parçalara bölüp kendisine bağlamıştı. Onlardan bir topluluğu ezmek isteyerek oğullarını boğazlatıyor, kadınlarını diri diri bırakıyordu. Şüphesiz o festçılardandı."

"Biz de istiyorduk ki, o yerde ezilmekte olanlara lütuf yapalım, onları hayırda önderler yapalım ve kendilerini mirasçılar kılalım." (Kasa suresi:4-5)

İlimde ilerler de, amelde ilerlemezsen o, iyiye işaret değildir. Emre imtisal lazımdır. الله-u Teala ne emrederse onu yap, ben bilirim demeyi bırak.

Dersimize gelelim;

"الله O'dur ki (kullar) ümidi kesmişlerken yağmuru indirir, rahmet ve bereketini yayar. O (kendi ihsanı ile kullarına) velidir. Hamid'dir, hamd edimeye layıktır."

Bütün hamdler ancak الله'a mahsustur. Hakiki zengin ancak O'dur. O'nun kitabını düşünerek okumak lazımdır. الله-u Teala bize o düşünmeyi ihsan etsin. Kur'an-ı Kerim'i adet kabilinden okuyoruz. Kur'an bizimle her an konuşuyor. Ordaki sözler kimleredir? Hocaların bir adeti var bir ayet-i celileyi okusalar veya dinleseler söylemek için hemen cemaat gelir hatırlarına. Halbuki hatırına önce kendini getirmeli. Farkında değil başkalarına iyilik edecek kendisini yakacak.

(Ders ayeti)
"Göklerin ve yerin yaratılışında ve bunların içinde her canlıdan yaydığında, kudretine delalet edecek alametler vardır. İşte O, dilediği zamanda bunları toplamaya kadirdir."

Mevla'nın varlığını kabul etmeyen bir insana güneş, mevcudiyetiyle: "Beni, ben halk etmedim" diyor. Ay da, yıldızlar da öyle diyorlar. Hatta zerre kadar herşey böyle diyor. Ya bizi kim yarattı?

"Gökleri ve yeri yaratan الله'da mı şüphe vardır?" (İbrahim suresi:10'dan)

O öyle الله ki gökler, yerler ve aralarında olan herşey O'nun varlığına delildir. Belki kendisi kendi varlığına delildi. Güneş kendi kendine delil oluyorda O olamaz mı? Görmemizi düşünün o neredendir?

Eğer görmemiz kendi kudretimizle olmuş olsaydı beynimize hakim olmalıydık. Görme olayını kendimiz yapmalıydık. Herhengi bir şikayetimiz olduğunda dilenci gibi doktorları geziyoruz. Halbuki bize arız olan hastalığımızı gidermek tamamen doktorun elinde değildir. O sadece الله'ın ona bildirdiği ilim ile vasıta olacaktır.

Lokma Hekim oğluna:"Oğlum!... Ölmeyi inkar ediyorsan uyuma, öldükten sonra dirilmeyi inkar ediyorsan uyuduktan sonra uyanma!" dediğinde oğlu; "Baba! Bu benim elimde değil'' cevabını verince Lokman Hekim'de "Öyle ise sen, senin elinde değilsin desene. O halde O'na kulluk et!" buyurdu.

Ders ayetimizin devamında Mevla buyuruyor:

"Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizin kazandığı (günahlar) yüzündendir. الله ise günahların bir çoğunu bağışlıyor."

Bir insan, günahından sebep nezle olsa, dişi ağrısa, midesi ağrısa bu kul hakkında iyi midir, kötü müdür? İyidir. Niçin? Zira kendisine isabet eden her beladan sebep günahları af olunur, derecsi yükselir. Bu gibi sıkıntılar mü'minlere ceza değil nimettir. Niçin? Mevla dişine ağrı vermekle hemen haddini bildirdi sana. Hasta olmasaydın kimbilir belkide gitmedik sinema bırakmazdın. Amma, Mevla seni hasta etmekle bir altın zincirle bağlamış gibi oldu.

Mevla, bizi hasta etmekle terbiye ediyor günahlarımızı af ediyor, derce veriyor ondan sonrada sıhhat veriyor. Şuda var ki her günahın karşılığını vermez bazılarınıda af eder. Eğer her günahın karşılığını verse yeryüzünde değil insan mikroptan devesine kadar herşey helak olur. Yeşil otlar bile kalmaz.

(Ders ayeti)
"Siz yeryüzünde yakanızı kurtarabilecek değilseniz ve sizin için الله'tan başka bir dost, başka bir yardımcı yoktur."

Mevla buyuruyor: Ben her yerde her zerre ile beraberim. Benden kaçan, bana kaçıyor, haberi yok. Nereye kaçabilrsin ki?
İstanbul'da suç işleyen Mekke'ye kaçsa Mevla oradadır. Medineye kaçsa da oradadır. Zamandan ve mekandan münezzeh olduğu halde tabii yanlış anlamayın sakın, Mevla'ya mekan isnad edilmez.
Mevla ne önde, ne arkada, ne sağda, ne solda, ne aşağıda ve nede yukarıdadır. Böyle olur mu diyeceksiniz amma olur. Nasıl olur, olduğu gibi Mevla'ya göre hiçbirşey yok ki o şey Mevla'nın altında veya üstünde olsun. Yani Mevla her yerdedir mekansız olarak. Öyle bir olmaktır ki biz onu anlamaktan aciziz.

(Ders ayeti)
"Denizde dağlar gibi hareket edip giden gemiler yine onun alametlerindendir."

Koca gemi denizin üzerinde nasıl batmadan yüzüyor. O kadar ağır yükü nasıl tutuyor üzerinde.

(Ders ayeti)
"Eğer الله dilerse o rüzgarı durduruverir de (gemiler) deniz üzerinde kalakalırılar. Şüphesiz bunda ziyade sabırlı, ziyade şükredici olan herkes için çok ibretler vardır."

Yani sabredenler, şükredenler Cenab-ı Hakkın ayet-i celilelerini anlıyor. Sabrtmeyen, şükretmeyenler anlamıyorlar.

Mevla Teala bir ayet-i celilede şöyle buyuryor:

"Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimi anlamaktan çevireceğim. Onlar her mucizeyi görselerde ona inanmazlar. Rüşd yolunu da görseler onu yol edinmezler. Fakat sapıklık yolunu görürlerse onu yol edinirler. İşte böyle hareket etmeleri ayetlerimizi yalan saymalarından ve ondan gafil olmalarından dolayıdır." (Araf suresi:146)

Mevla'nın rızasını gözetmek O'nu hiç bir kere unutmamak lazımdır.

(Ders ayeti)
"Yahud dilerse kazandıkları günah yüzünden onları denizde helak eder. Fakat الله çoğunu bağışlar."

1912 yılında dünyanın en büyük seyahat gemisi Titanik Avrupa'dan hareket ederek Amerika'ya ilk seferini yapmıştı. Vapurda 2000 kadar insan vardı. Yolcuların çoğu zengin asilzade ve tahsilli kimselerdi. Herkes Titaniğin batmayacağını zannediyordu fakat battı işte.

(Ders ayeti)
"Hem ayetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsinler ki kendileri için kaçacak bir yer yoktur."

mahmut ustaosmanoğlu