Abdülkadir Geylani (ks) Hazretleri

EVVELİ HU, AHİRİ HU, ZAHİRİ HU, BATINI HU, HU YA

ABDÜLKADİR-İ GEYLANİ –III



Seyyah olup şol âlemi ararsan
Abdülkadir gibi sultan bulunmaz
Ceddi Muhammed’dir, eğer sorarsan
Abdülkadir gibi sultan bulunmaz…

Yunus Emre



“Konuş, ya oğlum Abdülkadir; insanlara vaaz ve nasihatte bulun” sözleriyle Resulallah Efendimizden irşad vazifesini alan Abdülkadir Geylani hazretleri, nurlu hayatında ki bu devrede, durmaksızın kaynayıp coşan bir rahmet, hikmet ve ilim pınarı gibi tüm insanlara, susamış gönüllere hayat vermiştir ve hâlâ da hayat vermeye devam etmektedir.

Evet, Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri ölümünden sonra bile tasarrufu ve himayesi devam eden velayet burcunun şahıdır. Bir gün İbrahim Ethem hazretlerinden bahsederken tesadüf ettiği talebelerine; “ Yazık, ona çok üzülüyorsunuz değil mi? Eğer zamanımızda olsaydı onu sarayında, tahtından ayırmadan irşad ederdik” diye buyurmuşlardır. Bugün dahi aynı o gün ve o dakika gibi, O’nun himmet ve tasarruf eli Hakk’ı arayan Hak yolcularının üzerinedir.

Mübarek ağzından dökülen şu sözler, O’nun himmetinin evvel ve ahir tüm O’na tabi olanları kapsadığını ne güzel de ifade etmiştir. “Hallac-ı Mansur, yanıldı. Ne var ki, zamanında elinde tutacak kimse çıkmadı. Bana gelince, her yolda kalanı sırtıma alanım. Arkadaşlarım, müritlerim, sevenlerim, ta kıyamete kadar, ne zaman darda kalsalar, ellerinden tutacağım. Her ne niyetle olursa olsun ismimizi anan ve kapımıza gelen herkese yardım elimiz uzanır. Şurada duran atım hızla yol alır. Mızrağım mutlaka hedefe isabet eder. Kılıcım kından çıktı, hem de daha keskindir. Her an seni korumaktayım, ama sen gafilsin; anlayamazsın.”

Bir gün Abdülkadir Geylani hazretleri dergâhında müritleriyle birlikte zikrullah yaparken, yolda gecen bir papaz zikir sesinden etkilenerek dergâhın kapısından başını uzatır. Bir müddet zikrullahı dinledikten sonra çeker, gider. Gece olur. Papaz efendi uykuya dalar. Gece rüyasında; zebaniler papazı tutmuş, cehennemin en kızgın kuyularından bir kuyuya atmak için götürmektedirler. Papaz kurtulmak için yalvarır yakarır ama nafile. Tam o sırada Abdülkadir Geylani hazretleri bütün ihtişamıyla gelerek. “Ey zebaniler! Papazın kafası benimdir.” Der ve bir kılıç darbesi ile papazın kafasını kesip alarak, başını zebanilerin elinden kurtarır. Papaz kanter içinde uyanır. Soluğu Abdülkadir Geylani Hz.lerinin dergâhında alır. Kapıda papazı gören Gavs-ul Azam; “Gel papaz efendi , gel. Gece kafayı kurtardık şimdide vücudunu kurtaralım” der.

“ Her ne niyetle olursa olsun ismimizi anan ve kapımıza gelen herkese yardım elimiz uzanır.” Diyerek bir papazdan bile himmetini esirgemeyen Gavs-ul Azam, Hak yolcusu olan taliplere Yüce Allah’ın izniyle neler yapmaz ki!

Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri, kıyamet sabahına kadar bütün tarikatlara mensup olacak taliplerin dosyalarını elinde tutan pirlerin piridir, kaynağını Resulallah Efendimizin o sonsuz deryasından alan eşsiz bir feyz kaynağıdır.

Şeyh Ali El-Garseni Hz.leri Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin şöyle buyurduğunu naklediyor: “Cehennem hazineleri ile şöyle bir konuşma geçti aramızda:

‘Dervişlerimden cehennem’e giren var mı?’ Dedim.

‘Allah (cc) hakkı için hayır.’ Dediler.

‘Tabi olmayacak. Çünkü elim müridlerimi, göğün yeri kuşattığı gibi kuşatmıştır.’ Dedim. “Rabbimden yetmiş küsur defa söz aldım ve Rabbimin İzzet-i Hakk’ı için, dervişlerimin hepsi kendimle birlikte Cennet’e girinceye ve onları cennete götürünceye kadar Rabbimin huzurundan ayrılmam.”

Abdülkadir Geylani Hz.lerine sordular:

“Biri senin tarikatına girse ya da sana intisab etse (bağlansa), fakat senden ders almaz ise, senin hırkanı giymezse, senin dostların sayılabilir mi?”

Mübarek şöyle cevap verdi:

“Her kim bana intisab ederse, Allah-u Teâlâ (c.c) onu kabul eder ve o benim dostlarımdan olur. Her kim medresemin kapısının önünden geçerse, muhakkak Allah-u Zülcelal (c.c) onun ahirette azabını hafifletir.”

O, manevi bakımdan eşi bulunmaz bir hazine olduğu gibi, maddi bakımdan da insanların en zenginiydi. İnsanlara, istedikleri her neyse, Rahman’ın bitmez tükenmez hazinesinden dağıtırdı.

Bir keresinde Gavs-ul Azam’ı kıskanan bir yahudinin gelip “Ya Gavs, sizin Peygamberiniz “Dünya müminin cehennemi, inanmayanın ise cennetidir” diye buyurmuşken, bir senin şu ihtişamına bak, bir de benim şu sefil ve fakir halime bak. Bunu nasıl izah edersin” demesi üzerine atından inip adama sağ kolundan cübbesinin içine bakmasını söylemiştir. Adam orda Seyyid Abdülkadir Geylani hazretlerinin, cennetteki durumunu görüp hayranlık ve hayret içinde kalmış ve şimdi Geylani hazretlerinin cennete nisbetle cehennemde olduğunu söylemiştir. Seyyid Abdülkadir Geylani hazretlerinin sol koluna bakan adam orda da cehennemdeki kendi durumunu görmüş, korku ve dehşet içinde kalarak dünyanın cehennemdeki yere nisbetle kendisi için bir cennet olduğunu itiraf etmiş tövbe ederek Müslüman olmuştur.

Mânen aldığı salahiyet ve emirle bir gün “Ayaklarının bütün evliyanın boynu üzerine olduğunu” ilan etmiş ve bütün evliya da onun bu sözünü tasdik etmişlerdir. Şah-ı Nakşıbendi Efendimiz “Bütün evliyanın boynu üzerine olan Geylani hazretlerinin ayağı, benim gözümün nuru üzerime olsun” demiştir. Bahaüddin Seyyid bin Muhammed Hazretleri hacca giderken Seyyid Abdülkadir Geylani hazretlerinin türbesini ziyaret etmiş; bu sırada manevi bir halle, Gavs-ul Azamın elinin kalbine nakşedildiğini ve Geylani hazretlerinin “Bizim nakşımızı işle” hitabı ile kabz halinin çözüldüğünü gördüğünden kendisine “Nakşıbend” lakabı takılmıştır. Geylani hazretlerinin feyz ve himmetinden istifade ederek ona olan minnettarlığını şu dizelerle dile getirmiştir.

Her iki Âlemin Sultanı Şah Abdulkadir

Evladı Ademin Hakanı Şah Abdulkadir

Arşın Kursinin kalemin ayı, hem güneşi,

En büyük nurdan bir kalb nuru Şah Abdulkadir.

Zikri daim, fikri çok, kalbi yumuşak, yüzü mütebessim, ruhu ince, eli açık, ilmi umman, ahlâkı üstün ve soyu temiz olan Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri 561/1165 senesi Rebiülahir’in 8. cumartesi gecesi yatsı namazından sonra vefat etmiştir. Onun 562/1166 Rebiülahirinin 9. Cumartesi gecesi vuku bulduğunu nakledenler de vardır. Türbeleri Bağdad’da Babü’d-Derc dedir. Mezarları üzerine türbe inşa olunmuştur. Bu türbe halen dünyanın çeşitli beldelerinden gelen müntesibleri ve muhibleri tarafından ziyaret edilen kutsal mekanlardan biridir.

Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri oğluna ve O’nun evladı olmayı kabul eden tüm taliblere şöyle vasiyet etmiştir:

“ Tasavvuf öyle bir haldir ki, o hale kimsenin laf ile varması mümkün değildir. Onun için bir fakire rastlarsan ilmine dayanarak onunla münakaşa etme, itirazda bulunma. Gönlünü almaya bak. Şunu iyi bil ki, tasavvuf sekil hal üzeredir: Merhamet ve şefkat, Doğruluk, Sadakat, Cömertlik, Sabretmek, Sır tutmak, Fakirliğini ve acizliğini bilmek, Rabbine şükretmek”

“Ey oğul! Allah, bize ve sana müslümanlara yardım etmeyi, nasib etsin. Sana Allah’dan korkmayı, O’na ibadet etmeyi, şeriatına bağlanmayı ve Allah’ın hududunu muhafaza etmeyi tavsiye ederim. Çünkü bizim yolumuz, kitab ve sünnete; gönlün selametine, elin cömertliğine; hayrı yaymağa; cefayı defetmeye; eziyete katlanmaya ve ihvanın hatalarını görmemeye dayanmaktadır.”

O’na tabi olma şerefine nail olmuş ve kıyamete kadar nail olacaklar adına, ömür denilen sermayeyi en güzel şekilde yaşayarak, O’na layık derviş olmayı bizlere nasip etsin. Gavs-ul azam hazretleriyle, Üstadımız Nevşehirli Hacı Abdullah Baba arasındaki bütün mübarek zatlar; ehli sünnet üzere doğru bir itikat, daim zikir, sabır, gayret, doğruluk, güzel ahlâk, ihlas ve diğer pek üstün meziyetlerle kulluk makamının en üstün noktalarına ulaşmışlardır. Onları anlamak ancak onların gittiği nurlu yolun yolcusu olmakla, yani İslamiyet’i yaşamakla ve çizdikleri tasavvuf yoluyla mümkündür. Onları sevmek saadet tacı, onların ahlâkıyla ahlâklanmak sonsuz kurtuluş ilacıdır. Allah himmetlerinden, şefaatlerinden, feyz ve bereketlerinden bizleri mahrum etmesin

alintidir