Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Toplam 20 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

  1. #1
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Koca Yusuf
    Avrupalılarla güreşmeyi cihad kabul eden cihan şampiyonu pehlivan





    Bütün dünyanın, “Cihanı titreten Türk”, “Koca Yusuf” diye tanıdığı efsanevi pehlivan, 1859 yılının kara kışında, bugün kuzey Bulgaristan’da kalan ve pehlivanlar diyarı diye bilinen Deliorman bölgesinin Şumnu iline bağlı Karalar Köyü’nde doğdu. Babası Deli İsmail tarafından, doğumundan hemen sonra, dayanaklı olsun diye vücudu karla ovuldu. Çok iri bir bebek olduğu için nazarlandı ve Hızır aleyhisselamın getirdiği ilaçla artık öldü diye bakıldığı bir zamanda şifaya kavuştu. 15 yaşına geldiğinde, Razgırad- Mumcular Köyü yakınındaki Demir Baba Pehlivanlar Tekkesi’ne gönderildi. Burada pehlivanlık imtihanını kazandı. Demir Baba’nın kimsenin kaldıramadığı Fındık Kırma Taşı’nı kaldırdı ve Demir Baba ile görüştü.

    Demir Baba, kendisine pehlivanlığın şartlarını söyledi ve “Güle üç defa yenildiğinde gerçek pehlivan olacaksın” dedi.
    Yusuf’un babasının Kara Ok isminde bir atı vardı, Yusuf, bir sünnet düğününde yapılan yarışı birinci olarak bitirdi ve Karaok’u babası Yusuf’a hediye etti. Yusuf ile Kara Ok ayrılmaz bir ikili olmuşlardı.

    Pehlivanlık imtihanını kazanan Yusuf, Kıspet Giyme Merasimine hazırlanmaktadır. Filipe’ye yakın Kızanlık’a, merasim için gülyağı almaya giden Yusuf’a, hocası tarafından Filipe valisine verilmek üzere bir mektup verildi. Ve Yusuf, kendisini Otluk Köyü’nde 1876 yılında başlayan Bulgar isyanının içinde buldu. Yusuf, boğulmakta olan Bulgar kızı Nadya’yı kurtardı. Kız, Yusuf’a aşık oldu. Otluk Köyündeki isyana karışan Bulgarlar, Yusuf’u esir ettiler. Yusuf, Nadya’nın yardımıyla Bulgarların elinden kurtuldu ve Karlıova’daki Tosun Bey ile buluştu. Tosun Bey, sivillerin başına geçerek Bulgar çetecilere karşı savaş başlattı. Yusuf da, takım komutanı olarak Tosun Bey’in yanında Bulgarlara karşı savaştı. Osmanlı kuvvetlerinin gelmesiyle isyan bastırıldı.
    İsyanın bastırılmasından sonra Yusuf ve Tosun Bey, İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi’nin zorlamasıyla sivil Bulgarlara zarar vermekten yargılandı. Nadya’nın lehte şahitlik yapmasıyla beraat ettiler. İsyancıların başı olan Nadya’nın babası, Yusuf’un lehinde ifade veren kızını mahkeme salonunda öldürerek kaçtı. Yusuf, bu hadiselerden sonra köyü Karalar’a geldi. Geciken Kıspet Giyme Merasimi hazırlıklarını sürdürdü.

    Yusuf ve Tosun Bey, Karlıova’ya doğru yola çıktılar, atlarını, serbest bırakmışlardı, ikisinin de yönü Karlıova’ydı. Fakat gönülleri, çok farkı yollardaydı. Tosun Bey, son bir aydır yaşadıklarını düşünüyor, bunları anlamakta güçlük çekiyordu. Filipe, Kızanlık, Tatarpazarcık gibi güzelim güller diyarlarında neler oluyordu böyle. Niçin gül alıp gül vermek yerine, kan, kin ve düşmanlık alınıp veriliyordu. Yüzlerce yıldır, Müslümanlarla birlikte yaşayan Bulgar çorbacılar, bu kadar acımasız nasıl oluyorlardı. Bunlar gibi nice bin soru Tosun Bey’in beyninde birbirleriyle çarpışıyor, cevap denen çıkış yolunu arıyorlardı. Gönlüyse, beyninden yol bulan akreplerle şifa bulmaz şekilde zehirlenmiş gibiydi.

    Yusuf’un haliyse, Tosun Bey’den çok daha fenaydı. O, daha hayatın gerçek güzelliklerini tanımadan, hayatın küçük acılarıyla karşılaşmadan, çok büyük, çok yıkıcı, nice akıllı kimselerin dahi cevap bulamadığı acılarla karşı karşıya kalmıştı. O da Tosun Bey gibi, niçin, Bulgarlar niçin ayaklanıyor, günahsız insanlar, acımasızca niçin öldürülüyor, diyor, beynindeki nice yüzbin suale cevap arıyordu. Yusuf, inanıyordu, bütün Kainatın yaratıcısı, insanlara anasından çok daha merhametliydi, kullarına zulmetmezdi. Ninesi de, hocası da ona böyle öğretmişti. O zaman, günahsız insanların acımasızca katledilişi, hep iyilik yapanların hem de iyilik yaptıkları tarafından zalimce öldürülüşü nasıl açıklanacaktı?

    Yusuf, bu sualleri Tosun Bey’e sormak istedi. Anladı ki, onun hali kendinden farklı değildi. Kime sorsaydı, ninesine mi, yoksa hocası İsmail Pehlivan’a mı? Yusuf, Rabbine karşı isyana düşmekten korkuyor, “Ya Rabbi, beynimdeki cevapsız suallerin, cevabına kavuşmamı nasip et” diye dua ediyordu. Demir Baba’nın, “Güle üç defa yenildikten sonra, gerçek pehlivan olacaksın” sözleri, bir an olsun aklından çıkmıyordu. Bu sözlerden sonra, Yusuf’un rüyaları, hayalleri ve düşleri hep güllerle dolmuştu. Ancak, son zamanlarda, güllere kan da bulaşmıştı. Al renkli güller, al renkli kanla yıkanıyor muydu, yoksa kirleniyor muydu, bir türlü anlayamamıştı...


    [font=Times New Roman]Koca Yusuf'un kısaca hayatı hakkında malûmatı aşağıdaki linkten bulabilirsiniz:
    TIKLAYIN


    DEVAM EDECEK...


  2. #2
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Demir Baba Dergahı’nda, ortalık ana baba günüydü


    [b][i][color=navy]Karaok yürüdükçe, sırtındaki Yusuf mesafe alıyor, menzilleri aşıyordu. Beyni ve gönlüyse, yolları aşamıyor, her ikisi de dipsiz uçurumlara yuvarlanmış, derinlere daha derinlere doğru hızı artarak düşüyorlardı.
    Tosun Bey, Yusuf’a, Ümmü Sinan, hazretlerinin:

    “Seyrümde bir şehre vardum
    Gördüm sarayı güldür gül
    Sultanımın tacı tahtı
    Bağı duvarı güldür gül

    diye bahsettiği şehrin, Karlıova olduğuna inandığını söylemişti. Fakat, Yusuf, buna inanamıyordu, güller şehri Karlıova, Kanlıova olmuştu. Gül şehri neresi, hocası İsmail Pehlivan’a sormalıydı. Gülle ilk tanışması, güzelliklere değil, kanla olmuştu. Gül deyince Nadya’yı, onun al kanlar içinde yere düşüşünü, ve Yusif, Yusif diye diye can verişini hatırladı. Hatırlamasıyla birlikte, yüreği acı acı sızladı. Nadya, Hıdrellez’de, niyet çömleğinden, ona zorla çekim yaptırmış ve o da Nadya’nın gülünü çekmişti. Sonra da, Nadya’dan bir türlü kurtulamamıştı. Hatta, onu, ateşten kurtarmak için ölümü göze alarak, alevlerin içine dalmıştı. Acaba, bu güle ilk yenilişi miydi? Herhalde, değildi. Nadya’nın isteklerini kabul etmemişti, ölümüyle yolları kesin olarak ayrılmıştı. Yine de hocası İsmail Pehlivan’a sormalıydı, Nadya ile yaşadıkları güle yeniliş sayılır mı diye.

    Yusuf, Demir Baba’nın “Güle üç defa yenilince gerçek pehlivan olacaksın” sözünden sonra hep, güle yenilmenin nasıl olacağını düşünmüştü. Ve güle yenilmenin yollarını aramıştı. Aklı bir türlü almıyordu, pehlivanlığa soyunan bir kimsenin, yenilmek için çare aramasına. Karaok yürüyor, Yusuf mesafeler aşıyor, güller kokuyor, kan dökülüyordu. Kimi bayrak, rengini şehitlerin, kimi bayraksa mazlumların kanından alıyordu. Ve Yusuf, Karaok’un sırtında mesafeler aşarken, gülün, güle yenilmenin sırrını arıyordu.

    Demir Baba Dergahı’nda, ortalık ana baba günüydü. Bütün Deliorman, Demir Baba Dergahı’na koşmuştu. Dergah, Yavuz Sultan Selim’in başpehlivanı Demir Baba tarafından yapılmıştı. O günde bugüne, tasavvuf terbiyesi içinde, Cihan Devleti Osmanlı’ya pehlivanlar yetiştirmişti. Deli İsmail Pehlivan, “Oğlum Yusuf, kıspet giyecek” diye, bütün Deliorman’ı, Filipe’yi, Karlıova’yı, Kızanlık’ı Demir Baba Dergahı’na davet etmişti. Tosun Bey de oradaydı. Mayıs ayındaki yaşadıkları Yusuf’u Tosun Bey’e iyice bağlamıştı. Tosun Bey, bu yiğit insan, alperenlerin son temsilcisi, güle kara sevda derecesinde tutkun gönül insanı, onun için ikinci bir baba, hoca ve iyi bir arkadaş olmuştu. Tosun Bey’in gelişiyle dünyalar ona verilmiş gibi sevinmişti. Tosun Bey ile birlikte Tatar Pazarcık Kaymakamı da gelmişti. Kaymakam, Aziz Paşa’nın kendisine teslim ettiği ve İstanbul’dan, Saraydan, Yusuf için gönderilen Aziziye Nişanı’nı getirmişti.

    1876 Haziran ayının üçü, günlerden cumaydı. Filipe ve yöresindeki ihtilalin bastırılmasından sonra Yusuf, bir kaç gün Karlıova’da, Tosun Bey’in yanında kalmış, kıspet giyme töreni için gül yağı ve gül suyu aldıktan sonra hemen Razgırad sancağının Kemaller Kazasına bağlı Mumcular Köyü’nün yakınındaki Demir Baba Dergahı’na gitmiş, başından geçenleri, kafasındaki katliamlarla ilgili soru işaretlerini hocası İsmail Pehlivan’a anlatmıştı. Hocasıyla uzun uzun görüşmüşlerdi. Hocası, ilk önce, Yusuf’un kafasındaki katliamlarla ilgili sorularına cevap vermeğe çalışmış, “Bu soruların gerçek cevabını sana bir gönül ehli verir, gün gelir inşallah onunla karşılaşırsın” demişti. Kıspet giyme merasiminin nasıl olacağını, tarihini ve yapılması gereken hazırlıkları İsmail Pehlivan, Yusuf’a anlatmıştı. Yusuf, oradan da hemen köyü Karalar’a dönmüştü.

    İhtilal sırasında, Filipe’de yaşananları duyan Yusuf’un anne-babası ve diğer yakınları, Yusuf’u Karaok’un sırtında karşılarında görünce, Yusuf, mezardan kalkıp da gelmiş gibi sevinmişlerdi. Özellikle annesi Ayşe gelin, ne yapacağını şaşırmış, Çavuş Ana’nın ve eşi İsmail Pehlivanın yanında sevincini pek belli edememiş, ancak, yalnız kaldıklarında hem ağlamış, hem de Yusuf’u doyasıya göğsüne bastırarak sevmişti. Akşam Yusuf yatıp uyuduktan sonra da, Ayşe gelin, Yusuf’un başı ucuna gelmiş, saatlerce uyuyan oğlunu seyretmişti.

    Bütün Karalar Köyü, Demir Baba Dergahı’na akmıştı. Yusuf’un babası İsmail Pehlivan, ninesi Çavuş Ana, annesi, kardeşleri, kısacası bütün köy, hatta Şumnu’nun da yarısı gelmişti. Baba İsmail Pehlivan, kesmek için 10 tane boğa getirmişti. Başta, Filiz Nurullah olmak üzere, Yusuf’un bütün arkadaşları koşturuyorlardı. Bütün bunların heyecanındaki Yusuf, Filiz Nurullah’ın sesiyle irkildi:
    -Bre Yusuf Agam! Ocamız İsmayil Pelvan seni istiyeri.
    Yusuf, heyecanlanmıştı, hocası onu niçin çağırmıştı acaba...

  3. #3
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Demir Baba’nın vasiyeti


    Yusuf, hocasını, misafirlerin yanında değil de, odasında buldu. Hocasını az önce misafirlerin yanında görmüştü. Odasına çekildiğine göre, söyleyeceklerini başkasının işitmesini istemiyordu. Kapının önüne geldiğinde Yusuf epey heyecanlıydı. Hocası acaba ne söyleyecekti? Kapıyı tıklattı, hocasının gel sesiyle içeri girdi. Hocası İsmail Pehlivan, köşesinde, duvar yastığına dayanmış, şiltenin üzerinde oturuyordu.

    Demir Baba Dergahı’ndaki bütün öğrenciler, hocanın odasına girmek için can atarlardı. Çünkü bu odada, Demir Baba’ya ait demir ayakkababılar, kıspet, kılıç, ok ve içinde kimsenin ne olduğunu bilmediği esrarengiz bir sandık vardı. Yusuf, heyecandan bunların hiçbirine bakamadı, selam verdi ve bekledi. Yusuf’u gören hocası gülümsedi:
    -Yusuf evladım. Hele yakın gel. Şüüle karşıma otur. Saa süleceklem vaa.
    Yusuf, hocasının işaret ettiği yere edeple iki dizi üzerine oturdu.
    -Eee Yusuf! Kıspet giime cemiyetin çok güzel olcaa benzee. Emen emen bütün Deliurman gelmiş ba. Saa, çok ünemli bi şey sülemem ilazım. Sen de duymuşsundur ya. Kıspet giyme cemiyetleenin epsinde, ilk defa kıspet giyen pelvannara, Demir Buba’nın kıspeti giydirilir, Demir Buba’nın pelvanlıkla ilgili vasiyetleeni tutmaları, onun yolundan ayrılmamaları için. Soora, Demir Buba’nın kıspetini çıkarılaa ve kendi kıspetleeni giyeele. Ama senin durumun farklı.
    Yusuf, korkmuştu:
    -Yani hocam. Ben, Demir Buba’nın kıspetini giyemicem mi, onnan şereflenip bereketlenmicen mi, bundan marum mu kalcan?
    İsmail Pehlivan, Yusuf’un telaş ve korkusuna güldü:
    -Evladım, yannış annadın. Tam tersi.. Seen, Demir Buba’nın kıspetini devamlı giime şansın duudu.
    Yusuf şaşırmıştı:
    -Devamlı giime şansım mı efendim? Nası olcak?

    Yusuf’un heyecanı İsmail Hocayı da etkilemişti:
    -Hele sabret evladım. Şindi beni iyi dinne. Bu annattıklaam aramızda sır olarak kalcak.
    -Peki hocam.
    İsmail Hoca sevgiyle Yusuf’a baktı. Yusuf’u zaten severdi, ama son Bulgar ihtilalinde yaptıklarından sonra daha çok sevmişti. Onu oğlundan ileri biliyordu:
    -Evladım. Demir Buba’nın vasiyeti vaa. Vasiyetinde, “Fındık Kırma Taşı’nı kim kaldırır ve kıspet kimin bedenine tam ularak oturursa, kıspetin devamlı sabı olur” diyeri.
    Yusuf, kıpkırmızı kesildi. Demek ki hocası İsmail Pehlivan, Fındık Kırma Taşı’nı onun kaldırdığını biliyordu ha. Hocasına karşı o kadar mahçup oldu ki anlatılmaz. İtiraz etmek edepsizlik olurdu, boyun eğmekten başka çare yok gibiydi.
    -Şimdi hocam. Ben mi yani?...

    Yusuf’un şaşkınlığına ve itiraz etmek isteyip de, edemeyişine İsmail Pehlivan gülümsedi:
    -Bre Yusuf! Fındık Kırma Taşı’nın kaldırıldıı gice ni olduunu, Demir Buba ile görüştüünü, Demir Buba’nın ne sülediini, bilmez miyiz sanırsın.
    Yusuf, boynunu büktü ve birşey diyemedi. İsmail Pehlivan da daha fazla üstelemedi:
    -Cuma namazından hemen soora, kıspet giyme cemiyeti yapılacak. Eer, kıspet bedenini uyar da kıspeti hak idersen, Demir Buba’nın kısbetinin senin ulduunu kimse bilmesin. Onu, ancak başpelvan olduunda giyeesin. Adi şimdi, gül yaanı ve gül suyunu getir de, kıspeti azırlayalım.
    “Peki hocam” diyen Yusuf, büyük bir mahcubiyet ve heyecan içinde hocasının yanından ayrıldı. Hemen gül suyu ve gül yağını getirmeğe koştu.

    Yusuf, Cuma namazını nasıl kıldığını bilememişti, hocanın ne okuduğunun farkında değildi. Hutbeyi, Şumnu Tonbul Camii Baş İmamı vermişti. Hocası İsmail Pehlivan, Yusuf’u hemen yanına oturtmuştu. Cuma namazı kılındıktan sonra hep birlikte, Demir Baba’nın türbesine gittiler. Ortalık ana baba günüydü. Kazanlar kaynıyor, yemekler pişiyordu. 10 boğanın eti karıştırılmış buğdaydan yapılan keşkek yemeği yenecek hale gelmişti. Bir köşede, Çavuş Ana ve Ayşe gelin, gözleri yaşlı, kıspet giyme merasimini bekliyorlardı.

    Yusuf, hocası, babası, Tosun Bey, Kaymakam ve diğer ileri gelenler, Demir Baba’nın türbesine girdiler ve Demir Baba’nın ve vefat etmiş bütün müminlerin ruhlarına Fatiha okudular, onları vesile ederek, araya koyarak dua ettiler. Duadan sonra, hocası, Yusuf’a işaret etti ve Yusuf koşarak çıktı. İsmail Hoca ve beraberindeki misafirler de, türbenin dışındaki Fındık Kırma Taşı’nın yanına gittiler. İsmail Hoca’nın yardımcısı, Demir Baba’nın kıspetini getirdi. O sırada da, Yusuf, ayaklarına kadar uzanan yaka ve yen kenarları annesi tarafından işlenmiş, kıspetini giyerken başkalarının görmesi haram olan yerlerinin gözükmesine mani olan ve aynı zamanda şehitliğe işaret eden gömleğini giymiş halde geldi.

    Yusuf, kefenini giymiş gibi hissetti. Zaten bu beyaz gömleği giymekle, Malazgirt Savaşı’ndan önce beyaz gömlek giyerek, bu benim kefenimdir, ölürsem beni bununla gömün diyen Alpaslan’ın ve Kırkpınar’ın doğmasına vesile olan ve güreşirken ölüp şehitlik mertebesine kavuşan iki yiğidin hatırası yaşatılmağa çalışılırdı. Yusuf da beyaz gömleği giyerek, iki alpereni, Alpaslan’ı ve Demir Baba’yı hatırlamış, ve orada hazır bulunanlara hatırlatmıştı. Yusuf’un hatırladıkları yalnızca bunlar değildi. Hızır’dan cüceye, güllerden hilale, Rüstem Ağa’dan Hazım Ağa’ya, Nadya’dan Nikofski’ye acı tatlı binbir hatıra beyninde çarpışıp duruyordu. İhtilalde yaşadıklarını bir türlü unutamıyordu. Öldürülen binlerce kadın, çocuk ve Nadya, “Yusuf, Yusuf” diyerek imdat istiyorlardı. Yusuf, geceleri çığlıklarla uyanıyor, bir daha uyuyamıyor, kırlara çıkarak dolaşıyor, dolaşıyordu.
    -Bre Yusuf! Hele davran!
    Yusuf, hemen yanından gelen ses ile daldığı kendi âleminden bulunduğu zaman ve mekana döndü. Hocası İsmail Pehlivan, kıspeti uzatmış, giymesini bekliyordu.

    Demir Baba’nın kıspetini gören Yusuf, heyecanlandı, Hocasının kıspetle ilgili söylediklerini hatırladı. İçinden euzü besmele çekip, Rabbi yessir duasını okudu, sağ ayağını uzattı, daha sonra solu ve hocasının yardımıyla kıspeti giydi. Paçalar bağlandı. Kıspeti giydiğinde demirden daha sağlam, ipekten daha yumuşak bir giysiyi giymiş, görünmez manevi zırhlarla sarılmış olduğunu hissetti. Kıspet bedenine epey büyük gelmişti. Yusuf’u bir korku aldı. Ya kalfayla yapacağı güreş sonunda, kıspet bedenine uygun hale gelmezse ne yapardı. Hocasının yüzüne nasıl bakardı.


    DEVAM EDECEK...



  4. #4
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Gül kokusu yayılıyordu


    Hocası İsmail Pehlivan, ellerini açtı ve dua etti. Duasında, Allahü teâlâya hamd, Peygamber efendimize salavat getirdikten sonra,”Ya Rabbi! Bu kıspeti giyen kuluna, en büük rakibi olarak kendi nefsini bilmeyi, pelvanlıı saa kullua ulaştıran yolda vasıta görmeyi, pelvanlın yedi şartına, pirimiz Demir Buba’nın vasiyyetine uygun hareket itmeyi, pelvanlıı, alperenlerin hatırası olarak bilmeyi ve alperenler gibi hareket edebilmeyi, pelvanlıı sana kavuşturan yolda araç görmeyi, amaç bilmemeyi nasip it” şeklinde başlayan uzun bir dua etti. Bu duaya başta Yusuf olmak üzere orada bulunan herkes cân-ı gönülden amin dediler.

    Yusuf’un anne-babası ve Çavuş Ninesi, kendilerine bu günü gösterdikleri için gözyaşları içinde yüce Allah’a dua ediyorlardı.
    Ve duanın sonunda hocası Yusuf’a döndü. İsmail Hoca, Yusuf’u yanına çağırdı. Yusuf, utancından iyice terlemişti. Kimsenin yüzüne bakamıyordu. Hocasının yanına geldi ve bekledi. Hocası, sol eliyle Yusuf’un kıspet kasnağından tuttu, sağ elini de kalbinin üstüne koydu. Gül yağı ve gül suyuyla yıkanmış kıspetten ortalığa çok güzel bir koku yayılıyordu.

    Yusuf’a sordu:
    -Yusuf! Hayatının sonuna kadaa, Demir Buba’nın koyduu pelvanlıın yedi şartına, ele, bele, dile, ayağa, göze, kulağa ve kalbe sahip çıkma şartına uycaana buradakileen uzurunda yemin ediyer misin?
    Yusuf, gözlerini kapadı ve hocasına cevap verdi:
    -Ediyerim. Hem vallahi hem de billahi Demir Buba’nın koyduu pelvanlıın yedi şartına uycam. Bunun için elimden gelen gayreti göstercem.
    -Evladım Yusuf! Giidin beyaz gömlek, dünya istekleenden sıyrılmanın, şehitliin, Kırkpınar’ın duumasına vesile olan iki alperenin güleşirken şehit olmasının işaretidir. Bunu iç bir zaman aklından çıkaama. Allah, kıspet giimeni epimiz için ayırlara vesile kılsın. Adi öp büyükleenin elleeni de hayır dualaanı al. Soona da kahyayla şüüle bi güleş yapın da gürelim nice yiit, nice pelvan ulmuşsun.

    Yusuf, hemen hocasının eline sarıldı. Büyük bir saygıyla öptü. Hocası, da, “Allahü teala muvaffak itsin, utandırmasın” diyerek alnından öptü. Yusuf, daha sonra Çavuş Ninesi’nin yanına koştu, kırış kırış ellerine sarıldı. Nineciği, “Hay bre! Yusufum büümüş te, kıspet giimiş. Rabbime şükürlee ossun. Bugünneri gürdüm. İnşallah başpelvan olduun günneri de gürürüm.” söylenmesinde Yusuf’u doyasıya sevdi. Hemen yanındaki Ayşe gelin, sıranın kendisine gelmesini bekliyor, büyüklerinin yanında sevincini belli edememenin doymuşluğunu yaşıyordu.

    Yusuf, ninesinden sonra babasının elini öptü. Deli İsmail Pehlivan, Yusuf, başpehlivan olmuş gibi sevinçliydi. Öyle bir kucakladı ki, Yusuf, kemikleri kırılıyor zannetti. “Yusufum. senden irazıyım, Allah da senden irazı ossun. Daa ne diyeyim” diye dua eden Deli İsmail gözyaşlarına mani olamamıştı.

    Yusuf, babasının elini öptükten sonra şöyle yan gözle anacığına baktı. Garip, cefakar anası, canından bir parça oğlunu kucaklamak için bekliyordu, kalbi sevinçten yavru bir kuş gibi pır pır ede ede. Ve sıra, Ayşe geline geldi. Oğul, anasının elini öptü. Ayşe gelin, aslan gibi oğlunu bağrına bastı, doyamadı tekrar bastı. Elinden gelse göğsünde eritecek, içine alacak, dünyanın kötülüklerinden etkilenmemesi için Kıyamete kadar orada saklayacaktı. Yusuf da ana kucağında, göğsünün genişlediğini, bütün Deliorman’ı, içine aldığını hissetti. Yusuf’un, anasının yanında fazla kalması, babası Deli İsmail’i huzursuz etti. Hemen parmağıyla Yusuf’a dokundu. Babasının işaretiyle, anasından ayrıldı, diğer misafirlerin eline öpmek için koştu.
    Ayşe gelin, mahzun mahzun, sanki Yusuf’tan devamlı ayrılacakmış gibi, arkasından bakakaldı. Kaç tane evladı vardı, ama nedense ona bir türlü doyamıyordu, küçük yaşta gurbete çıktığından mı, yoksa, doğumu ve doğum sonrası yaşadıklarından mı bir türlü bilemiyordu, ona baktığında hep bir daha kavuşmamak üzere ayrılacaklarmış gibisine geliyordu.

    Yusuf, misafirlerin elini öptükten sonra, Pazarcık Kaymakamı’nın yanına geldi. Kaymakam, Yusuf’a, Filipe Valisi Aziz Paşa’nın selam ve dualarını ilettikten sonra, İstanbul’dan, Sultan Abdülaziz tarafından gönderilen Aziziye Nişanı’nı taktı.
    Orada bulunanların hepsi, gözyaşlarını muhafaza edemediler. Halifenin, Osmanlı Padişahının Deliormanlı bir gence nişan göndermesi ne büyük vefakarlık, kadir, kıymet bilirlikti. Kaymakam, tam bir şey söyleyecekti ki, cemiyetin yapıldığı alana dört nala giren birisi, herkesin dikkatini çekti. Bu gelen, bir zaptiye onbaşısıydı. Köpük içindeki atından indi. Kaymakamın karşısına geldi ve selam verdikten sonra, elindeki bir kâğıdı kaymakama teslim etti.

    Kaymakam dahil herkes, şaşırmıştı. Herkes, merak içindeydi. Zaptiye, bu kadar telaş içinde ne haberi getirmişti acaba?
    Kaymakam, kendine uzatılan kâğıdı aldı. Bu bir telgraf kâğıdıydı. Avrupa’nın bir çok yerinde daha telgraf nedir bilinmezken Osmanlı Devleti, Rumeli’deki bütün vilayetleriyle telgraf bağlantısı sağlamıştı.
    Telgraf kâğıdını okudukça kaymakamın yüz ifadesi değişti, elleri titremeğe, yüzü sararmağa başladı. Herkes, büyük bir merak içindeydi, kaymakamı bu kadar etkileyen haber neydi?

    DEVAM EDECEK...


  5. #5
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Abdülaziz Han tahttan indirilmişti


    Gelen telgrafı okumayı bitiren kaymakam, iki damla gözyaşının akmasına mani olamadı. Bunu, göstermemek için acele elinin tersiyle sildi. Herkes, merakla, kaymakama bakıyor, onun söyleyeceklerini bekliyordu. Kaymakam, titrek bir sesle konuştu:
    -Efendiler. Çok üzücü bir haber aldım. 30 Mayısta Abdülaziz Han, tahttan indirilmiş. Yerine yeğeni, kardeşi Abdülmecid Han’ın oğlu Murat Han, padişah olmuş. Ben, hemen Pazarcık’a dönmek zorundayım. Siz cemiyetinize devam edin. Kaymakam, İsmail Pehlivan’a, Yusuf’un babasına ve oradakilere Allah’a ısmarladık diyerek ayrıldı. Yusuf’un Kıspet Giyme Töreni için gelenler şok olmuştu.

    Deliormanlılar, Abdülaziz Han’ı çok severlerdi. Pehlivanları çok seven, kendisi de güreşen Abdülaziz Han’ın yaptıkları, Deliorman’da destan gibi anlatılırdı. Aliço ile güreş yaptığı ve Aliço’yu yendiği söylenir, buna şeksiz şüphesiz inanılır ve efsane gibi anlatılırdı, buna inanmayanlara da, “Niçin inanmıyersiniz, Peygamber efendimizin halifesi olan Osmanlı padişahlarında kırk evliya gücü vardır” diyerek tepki gösterilirdi.

    Kavasoğlu İbrahim, Aliço, Arnavutoğlu, Yörük Ali gibi Rumelili pehlivanları, saraya alması, onlara sarayda görev vermesi, güreşe vurgun, güreşten başka güzel tanımayan Deliormanlıları, Sultan Abdülaziz Han’a sevdalandırmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı:
    -Te be niçin pelvan padişaamızı tahttan indirmişlee?
    -A be niçin büle yapaala? Müslümanlaan halifesi hiç tahttan indirilir mi?
    -Halifeyi tahtından indirmek hayır getirmez.
    -Hak süledin. Başımıza çeşitli felaketleen gelmesi yakındır.
    -A be! İslambol’da ne oliyeri büüle?

    Yusuf da göğsünde Sultan Abdülaziz Nişanı ortada kala kalmıştı. Bu ne işti, büyük bir sevinçle Sultan Abdülaziz Han’ın nişanını göğsüne taktığında, pehlivanlar pehlivan Abdülaziz Han’ın tahttan indirildiğini işitiyordu. Bu haberden en fazla etkilenenlerden biri de, Yusuf’un hocası İsmail Pehlivan’dı. Abdülaziz Han, Demir Baba Dergahı’na her fırsatta yardım ederdi, Rumeli’deki gelişmelerle ilgili dergahla devamlı temas halinde bulunurdu. Şimdiyse artık Abülaziz Han, yoktu. İsmail Pehlivan çok üzgündü, ancak herşeye rağmen hayat devam ediyordu.

    Kispet Giyme Cemiyeti bitmeliydi. Hemen kahyasına seslendi:
    -Hey kahya! Haydi azırlanın.
    İsmail Pehlivan’ın işaretiyle birlikte, kahya ve Yusuf, harekete geçtiler. Yusuf, üzerindeki beyaz gömleği çıkardı. Yusuf’un beyaz gömleği altından bembeyaz vücudu meydana çıktı. Yusuf, tam bir delikanlı olmuştu. Henüz 17 yaşında olmasına rağmen, ataları rüzgarın oğlu akıncılara benziyordu. Bu haliyle rahat 90 okka çeker gibiydi. Güreşçiden iyi anlayan Deliormanlılar, hayranlıklarını gizleyemediler:
    -Maşallah diyin şu yiide!
    -Breh! Breh! Analaa ne yiitlee duururmuş bre!
    -Allah nazarlaadan saklasın! Şindiden tam bir başpelivan gibi olmuş ba!
    Yusuf, heyecanlanmıştı. Beyaz tenli olduğu için, yüzünün kızarması hemen belli oluyordu. Yusuf, bir eliyle kıspetini tuturak hocası İsmail Pehlivan’ın karşısına geldi. Demir Baba’nın kıspeti, Yusuf’a bayağı bol gelmişti. Hocası, bol gelen kıspete bakıp Yusuf’a manalı manalı gülümsedi.

    Az sonra kahya da, kıspetini giymiş halde geldi. Kahya ile Yusuf, İsmail Hoca’nın karşısında kıbleye karşı birbirleriyle el bağlayıp, sağ elle rakibinin sağ elini, sol ile sol elini tutup, duayı beklemeğe başladılar. Bu hareketleri, güreşimiz, bütün işimiz Hak içindir, Hak karşısında boynumuz kıldan incedir, manasınaydı. Kahya ile Yusuf’un el bağladığını gören Deliormanlı ihtiyarlar, gözyaşlarına mani olamadılar. Çünkü, el bağlamayla artık güreşte geri dönülmez an, gelip çatmış olurdu. El bağlayan güreşçiler, şartlar ne olursa olsun, hatır gönül dinlemeden kıran kırana güreşmek zorundaydı. Güreşçiler el bağladıklarında, Deliormanlı ihtiyarlar, kendilerini tutamazlar, sanki er meydanına kendileri çıkmış gibi heyecanlanırlardı.

    İsmail Pehlivan, “Hani Ali, hani Veli, nerde pelvanların evveli?” diye başlayan ve “Vur sarmayı kündeden at, getir Hazreti Muhammed Mustafa’ya salavat, Allah! Allah! İllallah! Dualarla hep birlikte şu yiitlere diyelim maşallah” diye biten duasını okudu. Duanın bitmesiyle birlikte her iki pehlivan, yağlı güreşin ısınma hareketi olan ve her bölümü ciltlerle anlatılamayacak güzelliklere, manalara işaret eden peşreve başladılar. Yusuf, çok heyecanlıydı. Yere mi basıyordu, yoksa havada uçuyor muydu, farkında değildi. Kartal gibi çırpınırken zaman zaman da bir eliyle düşmemesi için kıspetini tutmağa çalışıyordu.
    Yusuf’un bir şey dikkatini çekti, çok şaşırmıştı.


    DEVAM EDECEK...


  6. #6
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    İyi bir kispet lazım


    [b][i][color=navy]Yusuf, gözlerine inanamadı. Düşmemesi için bir eliyle tutmak mecburiyetinde kaldığı Demir Baba’nın kıspeti, peşrev hareketiyle beraber, vücuduna oturmaya başlamıştı. Sevincinden ne yapacağını şaşırdı. Demek ki, Demir Baba’nın kıspetini giymeğe hak kazanmıştı. Bundan büyük sevinç, bundan büyük şeref olur muydu?
    Kıspetin vücuduna oturmağa başlamasıyla birlikte Yusuf, daha büyük aşk ve şevkle peşrev yapmağa başlamıştı. Farkında olmadan öyle güzel peşrev çıkarıyordu ki, oradakilerin hepsi hayretler içinde kalmışlardı:
    - Te be, şu Yusuf’un peşrevinin güzelliine bakın!
    - A be bu kızancık bu kadaa güzel peşrevi needen ürenmiş?
    - Mübarek evlat! Sanki Sultan Abdülaziz’in önünde huzur peşrevi yapıyeri.
    - Maşallah deyin be şu aslana!

    Yusuf, heyecandan nasıl peşrev çıkardığının farkında bile değildi. Peşrev bitip kalfa ile ense bağladıklarında, elinin heyecandan titrediğini farketti. Kalfa yavaş sesle Yusuf’u tebrik etti:
    - Evladım Yusuf. Adi mübarek olsun. Demir Buba’nın kıspetiyle Kırkpınar’da nice dillere destan güreşlee yapaasın. Adi bakaam. Senle şüüle güzel bir güreş ziyafeti çekeem misafirlere.
    Yusuf ve kalfa, sanki Kırkpınar’da başpehlivanlık birinciliği için güreşiyorlarmış gibi kıran kırana bir güreş yaptılar, seyredenlerin ağzı açık kaldı:
    -Te be bu Yusuf, epten de pelvan olmuş.
    - Maşallah deyin be kızancaaza.
    Yusuf’un hocası İsmail Pehlivan da, kıspetin Yusuf’un vücuduna tam oturduğunu görmüş ve Demir Baba’nın emanetine layık bir talebeye hoca olduğu için sevinmişti.

    Yusuf, kalfayla, alt alta üst üste tıpkı bir başpehlivan gibi güreştikçe babası Deli İsmail Ağa, dünyalar kendisine verilmiş gibi seviniyor, oğlunun Kırkpınar’da başpehlivan birincisi olduğu günlerin rüyasını görüyordu. Annesi de, yüce Allah’a, oğlunun başpehlivan olduğunu görmeyi kısmet etmesi için dua ediyordu. Çavuş nineyse, torunu Kırkpınar birincisi olmuş gibi sevinçlerde ve şükür dualarındaydı.

    Büyük bir heyecan içinde kalfa ile kispet giyme güreşini yapan Yusuf, elbiselerini giydikten sonra hocası İsmail Pehlivan tarafından çağrıldı. Yusuf, hemen koştu. Babası, hocası ve güreşi yakında bırakan köylerinin başpehlivanı Dursun Pehlivan, birlikteydiler. Koyu bir sohbete dalmışlardı. Sohbetin koyuluğuna bakılırsa herhalde güreşti. Deliorman’da koyu sohbetler ancak güreş için olurdu.
    Yusuf’un güreş sevgisinde Dursun Pehlivan’ın rolü büyüktü. Yusuf, Dursun Pehlivan’ın güreşlerini seyrede seyrede büyümüştü. Yanlarına gelince hocası İsmail Pehlivan, Yusuf’u omuzundan tuttu:
    - Oolum Yusuf! Büün çok gözel peşrev ve güleş çıkaadın. Ama güleş, mektepte üürenilmez. Mektepte ancak, güleşçinin nası olcaa üüretilir. Güleşçi olmak için, ermiidanı ulan çayırlaada güleş kuvalamak ilazım. Senin de aatık yuvadan uçma zamanın geldi.
    Yusuf, şaşırdı, kispet giydim diye sevinirken çok sevdiği Demir Baba Dergahı’ndan uzaklaştırılıyor muydu:
    -Efendim. Yuvadan uçmak mı? Ama... hocam... şeyy...

    İsmail Hoca, Yusuf’un telaşına güldü: -Bre Yusuf! Ne tilaşlanırsın? Uçmak dedikse, dönmemek üzre diil. Seni kışladan savaş midanlaana, ermidanına salarız ki, tam bir yiit, güleşçi olasın. Öp bakaam. Dursun Pelvan’ın elini. Bundan soona. hocan odur. Etin, kemiin, gönnün ve yüreenle onunsun. Yusuf, hemen Dursun Pelvan’ın elini öptü, mahçup bir halde yanında kalakaldı. Dursun Pehlivan, mahzun mahzun duran Yusuf’a takılmadan edemedi:
    -Eee Yusuf! Görcez bakaam, ne derece pelvan olmuşsun. Bakaam, güleş, Bulgar çetecilere kaaşı savaşmaa benziyer mi?
    Yusuf, bir şey diyemedi. Dursun Pehlivan, Yusuf’un babası İsmail Ağa’nın sırtına şaplağı patlattı:
    -Te be İsmeyil Aga! Been de senden isteem vaa.

    Bugün İsmail Ağa’nın neşesi yerindeydi. Oğlu Sultan Aziz nişanı almış, kispet giymişti. Ondan dünyaları isteseler verirdi:
    -İste be Dursun Pelvan! Büün benden ne isteesen iste.
    -Ben emeemin boşa gitmesini istemem. Yusuf’un Şumnu’nun paşpelvanı olduuunu gürmek isterin. Onun için de yannız benim çalıştırmam yetmez. Senin onun boazına bakman ilazım. Ben una üüle idman ettirceen ki eve geldii zaman danalaa gibi yicek. Niye demişlee, samanlıı tüketen danadır, diye. Dana yir buva ulur, kızan yir pelvan olur be İsmeyil Aga. Sen bunu benden iyi bilirsin bre. Yimezse ileri gitçeene epten geri gider be. Yazık ulur soona kızancaaza be aga.
    Bu sözler, İsmail Ağa’yı uyandırmıştı:
    -Ne yapmamı isteesin be Dursun Pelvan?
    -Yapacaan şu. Yusuf tam büyüme çaanda. Bi de sıkı idmannara başladı mı buva gibi yimee başlaa. Kuvvetli gıda alması ilazım. Kuvvetli gıda diince, aklına yannız et, makarna, pilav gelmesin. Bilassa bol piinir, süt, yuurt, sebze, çeşitli meyve, bal ve pekmez yimesi şart. Bunnarı teemin itçeene söz verisen ben de yarından itibaren Yusuf’u çalıştırmaa başların.
    İsmail Ağa, sevinçle, Dursun Pehlivan’ın sırtına bir tokat indirdi:
    -Saa ol be Dursun Pelvan. Bu süüledikleen epsi bizde vaa. Ben bunnalaa kalman. Yusuf’un için taa Edirne’den Saray Bosna’dan en kuvvetli en birinci gıdaları getirceen.
    İsmail Pehlivan, İsmail Ağa’ya,
    -Pelvanın en önemli silaı kispettir, dedi. Yusuf’a acil ularak bi kispet ilazım.
    İsmail Ağa, güldü:
    -Te be hocam. Sizden kispet için bir aber alamayınca ben de Şumnu’da üsmen ustaya kispet siparişi veedim.
    Bu İsmail Hoca’nın hoşuna gitmişti:
    -Yaman adamsın bre İsmeyil Aga.
    Bitmiz tükenmez pehlivanlık muhabbeti devam ederken ortalık birdenbire karıştı, kispet giyme töreninin yapıldığı alan hareketlendi. Ne olmuştu?


  7. #7
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Yusuf, emaneti aldı


    Yusuf, hareketlenmenin bulunduğu yöne baktı. Tosun Beyi gördü. Tosun Bey, kırk yaşlarında boylu boslu, burma bıyıklı, 90 kilo kadar gözüken bir kişiyle yanlarına geliyordu. Gelenleri Hocası İsmail Pehlivan, Dursun Pehlivan ve babası da görmüşlerdi. Hepsi ayağa fırladılar, karşılamak için koştular.
    Yusuf, şaşırmıştı, bu gelen kimdi ki, herkes büyük bir heyecanla ayağa fırlamıştı.
    Hocası İsmail Pehlivan büyük bir sevinçle Tosun Beyin yanındakinin boynuna sarıldı:
    -Vay Yörük Pelvanım vay! Ojgeldin bre! Geçmiş olsun.
    Yörük Ali Pehlivan da gözlerinin içi gülerek İsmail Pehlivan’ı kucakladı:
    -Oj bulduk. İsmeyil Pelvan. Sağ ol.

    Yusuf, Yörük Ali ismini duyunca heyecandan baştan ayağa titredi. Çocukluk günlerinin kahramanı, efsanevi Yörük Ali Pehlivan buydu ha. Yusuf, defalarca hem ninesi Çavuş Ana’dan hem de babasından Yörük Ali’nin güreşlerini, özellikle de Rusçuk’ta Makarnacı Halil Pehlivan ile yaptığı güreşi ve çete savaşlarını dinlemiş ve bunlarla büyümüş, birgün Yörük Ali Pehlivan gibi olmanın hayaliyle yaşamıştı. İşte o kahraman şimdi karşısındaydı.
    Romanya’da hazırlanıp Hristo Kamedonski kumandasında Vidin tarafından Bulgaristan’a geçen çete Yörük Ali tarafından darma duman edilmişti. 1864 yılındaki bu hadise günlerce Deliorman’da anlatılmıştı. Yusuf, bu sırada 6 yaşındaydı.
    -Bu delikanlı da büün Kispet Giime Cemiyeti yapılan Yusuf Pelvan.
    Hocasının, kendisini Yusuf Pehlivan olarak takdim etmesiyle dünyalar Yusuf’un olmuştu. Yörük Ali’yi görme sevincinin üzerine bir de bu sevinç eklenmişti.
    Yörük Ali Yusuf’a döndü:
    -Demek Yusuf Pelvan sensin ha! Tosun Bey ve İsmeyil Pelvan senden çok bahsettilee. Seni annattıklaandan daa ii buldum. Eer kısmet ulursa, bi gün ne derece pelvan olduunu görmek isterin. Çok çalışır gayret ideesen Aliço ile dahi baş ideesin.
    Yörük Pehlivan’ın bu iltifatı, hem Yusuf’u hem de babası İsmail Ağa’yı çok sevindirmişti:
    -Saa ol bre Yörük Pelvan. İnşallah Yusuf didiin gibi bir pelvan olur. Yusuf, been diil sizin evladınız. Onun er şeyden önce iyi bir insan, soona da iyi bir pelvan, iyi bi Osmanlı olması için iç bir fedakarlıktan kaçınmam. Malım mülküm bunun için feda olsun.
    İsmail Ağa’nın bu coşkunluğuna Yörük Ali güldü:
    -Yusuf’u evladımız bilir, evladımızdan öte severiz. O da inşallah hocalaanın, babasının gayretleeni ve ona ümit baalayanlaan dualaanı boşa çıkaamaz.
    Yusuf da Yörük Ali’nin bu duasına canı gönülden sessizce “amin” demişti. Yörük Ali Pehlivan’ın kendisini beğenmesiyle dünyalar Yusuf’un olmuştu.

    O gün törenler bittikten ve Demir Baba Dergahı Başhocası İsmail Pehlivan’a Allaha ısmarladık dedikten sonra, Yusuf’un babası İsmail Ağa,Tosun Bey, Yörük Ali ve Yusuf, birlikte Razgrad’a geçmişler, geceyi burada, İsmail Ağa’nın tanıdığı Karaman Mehmet Ağa’nın konağında geçirmişlerdi. Bu dördüne Mehmet Ağa da katılmış ve sabaha kadar sohbet etmişler, uyumamışlardı.
    Güreş ve savaş sohbeti sabah namazına kadar devam etmişti. Namazı kılıp yattıktan az sonra Yusuf’un kaldığı odanın kapısı hafifçe vuruldu. Yusuf, meraklanmıştı, bu saatte kim olabilirdi?

    Yusuf, meraklandı seslendi: -Kimdir o?
    Kapı arkasından çok hafif bir ses geldi:
    -Yusuf! Benim. Ali Pelvan.
    Yusuf, heyecanlanmıştı. Bu saatte, Yörük Ali Pehlivan niçin gelmişti, sabahı niçin bekliyememişti? Kapıyı açtı. Ali Pelvan, karşısında gülümseyerek duruyordu:
    -Selamün aleyküm Yusuf. Kusura kalma. Bu saatte raatsız ettim.
    Yusuf telaşlandı:
    -Aleykümselam Ali Agam. Ne raatsızlıı? Sizinne görüşmek, sizinne konuşmak kadaa beni dünyaada raatlatacak başka şey çok azdır herhalde. Lütfen içeri buyrun.
    Odaya geçen Yörük Ali gülümsedi:
    -Te be Yusuf! Bileen ve yüreen gibi sözün de kuvvetliymiş. Eee ne de olsa Demir Buba Dergahı’nda yetiştin. Baban, saa bi şeylee öretmem için köye davet etti ya. Ben de mazeret süleyip kabul itmedim. Ama bundan çok raatsız oldum be Yusuf. Gönnüm iraat itmedi. Şüüle Yusuf ile kimse göömeden bir görüşeyim, ona emaneti vereyim, kısaca da olsa tecrübeleemi aktarayın dedim.

    Yusuf, Yörük Ali Pehlivan’ın söyledikleri karşısında çok heyacanlanmıştı.
    Yörük Ali Pehlivan, yer yatağının hemen karşısındaki sedire oturdu:
    -Sen de şüüle otur bakaam Yusuf Pelvan! Seenle iki laf idem. Pelvanlık için ideal bi vücuda sayipsin. Belin çok kuvvetli, kollaan uzun. Boyun ve okkan da yerinde. Demir Buba Dergahı’nda yetiştiine ve kispet giimeyi hak ittiine göre, gönlün ve yüreen de mutlaka pelvanlık için uygun vaziyette. Çünkü, Demir Buba Dergahı’nda, özelikle de İsmeyil Pelvanın hocalıı zamanında kispet giime izni almak kolay diildir. Burda, kispet giime izni alan küçük orta pelvanı başka yerleen başpelvanlaana eşittir. Haa aklımdayken şu emaneti de saa vereyin.
    Yörük Ali, boynuna asılı bir şeyi çıkardı ve Yusuf’a verdi:
    -Yusuf’um. Bunu al. Boynuna tak ve hiç çıkaama. Allahü teala, gani gani iramet iilesin, baa da nineciim, “Bunu boynundan hiç çıkaama, taki kendi yerini alcak bi pelvan buluncaya kadaa. Eer büüle birisini bulursan ona verirsin, burda Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemin, insanı er türlü kaza ve belalaadan, sihir ve nazardan korucaanı süledii Kur’an-ı kerimden Hırz ayetleri yazılı” diyerek veemişti. Pelvanlıkta been yerimi tutcaana inaniyerim, bunun için bunu saa veriyerim.
    Yusuf, elleri titreyerek muskayı aldı, gözleri dolu dolu olmuştu, demek ki, Yörük Ali Pehlivan, kendisini yerini dolduracak biri olarak görüyordu.


    DEVAM EDECEK...


  8. #8
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Deliorman’ın ümidi Yusuf’tu


    Yusuf, Yörük Ali’nin kendisini ziyaret ettiğine bir türlü inanamıyordu. Eli, boynuna gitti. Yörük Ali’nin verdiği muska boynundaydı. Demek ki rüya değildi.

    Başta Yusuf’un köyü Karalar’da olmak üzere. Yusuf için Yörük Ali’nin söyledikleri, Şumnu’da, Razgırad ve bütün Deliorman’da duyulmuştu. Yusuf’un Aliço ayarında bir pehlivan olmasını, hatta onu yenmesini en fazla onlar istiyorlardı. Çünkü senelerdir Sultan Abdülaziz’in başpehlivanları, Kavasoğlu İbrahim, Aliço, Şamdancıbaşı İbrahim gibi Plevne yöresinden pomak pehlivanlardı.
    Razgırat’tan Şumnu’ya bütün Deliormanlılar, kendi yöresi pehlivanlarının pomakların er meydanındaki hakimiyetine son vermesini istiyorlardı. Yörük Ali Pehlivan’ın Yusuf hakkındaki sözleri, pehlivanlar yatağı Deliorman’ı mesken tutan yiğitliğe sevdalıları, ümitlendirmişti.

    Karalar Köyü, sakin bir akşam sonrası yaşıyordu. Yatsı namazından sonra beklemeyip doğrudan eve giden Deli İsmail Ağa’ya, Yusuf’un yeni ustası Dursun Pehlivan sıkı sıkı tenbihte bulundu:
    -Baka Deli Aga! Yarın cuma. Ordulaa cuma günü sefere çıkıyeri. Sabaaleyin sığırlaa bayıra salındıktan emen soona Yusuf’la birlikte Tatlı Çeşme yanındaki çayırlaa gelin. Biz de idmanlara bu mübarek günde başlayam.
    -Tamam Dursun Hocam.
    -Ha gelirken bi şişe zitin yağı getirmeyi de unutma ha. İdman için de olsa güleş çalışmamız zitin yağı ile ulmalı. Zitin yağı iyi kalite olsun ha. Bi de yannızca tarana çorbası içsin fazla bi şey yimesin. Tok karnına güleş olmaz.
    -Tamam bre Dursun Pelvan. Bunnarı biz de biliriz. Bizim pelvanlıımızı kabul etmiyer misin yoksam.
    Dursun Pehlivan güldü:
    -O nası söz İsmail Aga. Seen nası bi başpelvaan olduunu bütün Deliurman bilir. Eer mecbur kalıp güleşi bırakmasaydın şimdi midan Aliço’ya kalmazdı. Sözleemi heyecanıma vee. Yörük Ali’nin Yusuf için süledikleri beni de aşka getirdi.
    İsmail Ağa da güldü:
    -Yahu ben senden farklı mıyım? Sanki kendim güleş tutcak gibi heyecanlıyım.

    Yusuf, elinde zeytinyağı şişesi, babasıyla birlikte Tatlı Çeşme’nin yanındaki çayıra geldiklerinde Dursun Pehlivanı kendilerini bekliyor buldular. Yusuf, babasına biraz kızgın gibiydi. O, Demir Baba Dergahı’nda, çok güreşmiş, İsmail Pehlivan’dan, nice dersler almıştı. Yalnızca bir köy başpehlivanı olan Dursun Pehlivan kimdi ki, Yusuf’a ders verecekti. Ama babasına birşey diyememişti. Bugün Dursun Pehlivanı bir güzel yensin de babası ondan alacağı pek dersin olmadığını anlasındı.
    O ki, doğumunda nice harikulade şeyler yaşanmış, Hızır’ın duasına kavuşmuş, Demir Baba ile görüşmüş, Fındık Kırma Taşı’nı kaldırmış, Tosun Bey ile çetecilere karşı savaşmış, Demir Baba’nın kispetini devamlı giymeyi hak etmiş, Yörük Ali Pehlivan tarafından beğenilmiş bir pehlivandı. Şimdi nasıl olur da bir köy başpehlivanından ders alırdı.

    Babasıyla birlikte Dursun Pehlivan’ın yanına gelen Yusuf’un beyninde değişik duygular çarpışıyordu. İçinde adını koyamadığı birisi, “Sen artık pehlivan oldun” derken yine içinde başka bir ses, “Höst bre höst. Pehlivanlığın daha ilk basamağındasın. Demir Baba’nın güle üç defa yenilmek sözünden ne anlıyorsun” diyordu.

    Dursun Pehlivan gülerek onları karşıladı. Dursun Pehlivan, büyücek bir tencere getirmişti. Yusuf’un getirdiği zeytin yağını buraya boşalttı. Kıspetlerini giydikten sonra, usta çırak, karşı karşıya geçip yağlanmaya başladılar. Yusuf’un biraz gönülsüz yağlandığını gören Dursun Pehlivan, birşey sezinler gibi oldu:
    -Yusuf oolum. Ne o raatsızlandın mı, biraz keyifsiz gibisin.
    Yusuf, kızardı, ustası bir şey mi farketmişti?
    -Hayır hocam. Hiç bi şeyim yok. Heyecandandır, Demir Buba Dergahı dışında ilk defa kispetle güreşçem de.
    Dursun Hoca güldü:
    -Peki Yusuf! Dediin gibi olsun.
    Dursun Pehlivan, nasıl yağlanılacağını, ilk önce nereden başlanılacağını söylüyor, kendisi yaparak Yusuf’a gösteriyor sonra da Yusuf’a yaptırıyordu. Yusuf, ustasının kendisini tam bir acemi gibi görmesine gücenmişti, acemi kimmiş, ona, çayırda gösterecekti. Yağlanma bittikten sonra, Dursun Pehlivan, İsmail Ağa’ya seslendi:
    -Bre Ağa! Gel de bizi salavatla.

    Dursun Pehlivan,Yusuf’u elinden tuttu birlikte Kıble’ye doğru döndüler. Sağ dizlerini yere koyup başlarını önüne eğip duayı beklemeye başladılar. Gerçekte idman güreşinde, dua okunmaz. Ancak, Dursun Pehlivan, idmanın da ciddi olması gerektiğini anlatmak ve nasıl güreşe başlanacağını göstermek için böyle istemişti. Deliorman’da idman güreşinde de ciddi tutulur, güreşte oynaş olmaz, denir. Babası arkalarına geçip, bir elini Dursun Pehlivan’ın, diğerini de Yusuf’un sırtına koyarak dua okudu:

    Besmele ile çıkın meydana,
    Uymayın hiç bir vakit kör şeytana,
    Bu dünya kalmamıştır Hazreti Süleyman’a
    Sizlere de kalmaz, bizlere de pelvanlarım,

    Dua bitince İsmail Ağa, ikisini de ileri doğru itip meydana saldı. İsmail Ağa, kendisi güreşiyor gibi heyecanlıydı. Yirmi yıl öncesini, kendisinin çayırlarda güreştiği günleri hatırlamıştı. Ama asıl heyecanlı olan Yusuf’tu. Ustası Dursun Pehlivanı hemen yeneceğinden emindi. Ustası kilo ve boy olarak onun yanında çocuk gibi kalmıştı. Fakat eski bir başpehlivandı, dikkatli olmalıydı.
    Peşreve başladılar. Ustası yan gözle Yusuf’un nasıl peşrev çıkardığına bakıyordu. Yusuf’un peşrevini beğenmişti, belli ki peşreve çok çalışmıştı. Kısa bir süre dolaştıktan sonra Dursun Pehlivan, elini dizine vurup, Yusuf’a doğru yürümeğe başladı. Karşı karşıya geldiklerinde, ustası tokalaşmak için elini uzatınca, Yusuf, iki eliyle sarılıp elini öptü ve başına götürdü. Dursun Pehlivan, Yusuf’un terbiyesinden memnun olmuştu. O da çırağının alnından öptü. Peşrev bittikten sonra, Dursun Pehlivan’ın, “Haydi be kızanım” narası ve el çırpmasıyla güreş başladı. Yusuf, boğa gibi saldırdı, Dursun Pehlivan şaşırmıştı...

    DEVAM EDECEK...


  9. #9
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    İlk ders acı olmuştu


    Dursun Pehlivan, Yusuf, niçin hemen saldırıya geçmişti anlayamadı, heyecanına verdi. Yusuf, idman için de olsa burası er meydanıdır, rakip kişinin ustası da, babası da olsa gözünün yaşına bakmamalı ciddi güreşmeli, güreşin hemen başında Dursun Pehlivanı yenerek onun bana usta olamıyacağını göstermeliyim, diye düşünüyordu.

    Dursun Pehlivan, gülümsedi. Yusuf’un niyetini ve düşüncesini anlamış gibiydi. Boğa gibi üzerine gelen Yusuf’un ilk hamlesini, kollarını budayarak boşa çıkardıktan sonra, Yusuf’un üzerine gelmesini bekledi. Hocasını hemen güreşin başında kucaklayıp yenmeyi düşünen Yusuf, ilk teşebbüsü boşa çıkanca, bu sefer, ense bağladı, o iri pençesini hocasının ensesine dayadı. Fakat ne olduysa işte o anda oldu ve Yusuf, bir anda yüzü koyun kendini yerde buldu. Ne olduğunu anlayamamıştı. Herhalde ayağı kaymıştı. Yusuf, hemen doğruldu, tekrar hocasının ensesine yapıştı. Yapışmasıyla birlikte tekrar kendini yerde buldu. Ne olduğunu yine anlayamamıştı. Hocasına baktı, hiç bir şey olmamış gibi kendisine gülümsüyordu. Yusuf kızmıştı, bu sefer hırsla doğruldu ve biraz daha dikkatle hocasına yaklaşırken yine kendini yerde buldu. Hemen ayağa kalkmak için davrandı, ama başaramadı, hocası bu sefer kalkmasını beklememişti. Toparlanıp daha dizleri üstüne gelmeden ustası arkasına geçip beline sarılmıştı bile..

    Yusuf, gençliğin verdiği çeviklikle hemen ayaklanıp kalkmağa çalıştı. Ama farkında değildi, onun kalkmasına ustası da yardımcı oluyor, bastırmak için kuvvet sarfetmiyor ve ağırlığını sırtına vermiyordu. Yusuf, henüz acemi olduğu için bunun farkında değildi. Tam doğrulmuştu ki, ustası Yusuf’un belinden sıkıca kavrayıp kucağına alarak bir bohça taşır gibi ayaklarını yerden kesti ve güreşi seyretmekte olan babasının yanına kadar götürüp orada yere bıraktı.

    Yusuf, donup kalmıştı. Babasının gülerek kendine baktığını görünce kıpkırmızı kesildi. Nasıl olmuştu, bir türlü anlayamamıştı. Kendisi, hocasını kucaklayıp yenmeği düşünürken, hocası, onu, üç defa yeri öptürdükten sonra, kucaklayıp yenmiş, o ise ne olduğunu bile anlayamamıştı. Aliço ile güreşecek duruma geldiğini düşünürken, kendisinin yarı iriliğinde, yaşlı bir köy başpehlivanına yenilmişti. Hem de nasıl yenilme, kucakta taşınıp babasının önüne bırakılarak.

    Kırkpınarlar’da Aliço ile güreşme hayali kuran, Demir Baba ile görüşmüş, Fındık Kırma Taşı’nı taşımış, Tosun Bey ile çete savaşı yapmış ve Yörük Ali’nin beğesini kazanmış Yusuf, böyle bir yenilginin utancına ve ağırlığına dayanamadı, koşarak uzaklaştı. Derede kayboldu. İsmail Ağa ve Dursun Pehlivan şaşırıp kalmışlardı.

    Yusuf’un babası Deli İsmail Ağa, Yusuf’un ağlayarak kaçmasından birşey anlayamamıştı. İnsan, ustasının yenmesiyle bu kadar üzülür müydü? Gerçi, Dursun Pehlivan da, kucaklayıp Yusuf’u, kendisinin önüne bırakmakla pek doğru bir hareket yapmamış gibiydi. Ancak Dursun Pehlivanı yakından tanıyordu, böyle davranmışsa mutlaka haklı bir sebebi vardır. İsmail Ağa, Yusuf’un arkasından üzgün bir halde bakan Dursun Pehlivan’a sordu:
    -Yahu usta! Noldu bizim delikannıya? Bi şey annamış diilim.
    Dursun Pehlivan suçlu suçlu gülümsedi:
    -Ben annadım galba.
    -Annadınsa süle de biz üürenelim.
    -Bak İsmeyil agam. Yusuf’un gözü beni pek tutmadı. Yörük Ali’nin, çok çalışırsan Aliço ile baş edebilirsin sözleenden soona, sanki, kendini tam bi başpelvan gibi görmee başladı. Emen idmanın başında beni yenerek, sana, benim, ona usta olamıcaamı göstermee çalıştı. Daa duurusu ben büle zannediyerim. Ben de ona ufuk bir ders veemek istedim. Ama gürünüşe bakılırsa dersi biraz ağır kaçırdık galiba.
    İsmail Ağa, Dursun Pehlivan’ın açıklamasıyla rahatlamıştı:
    -Ben de aynı şeyleri sezinlemiştim. Çok iyi yaptın. Büülece, pelvanlıktaki en büük, en ilazım dersi, kendini büyük, rakibini de karınca bile olsa küçük görmeme dersini almış oldu. Hem, pelvan olması için daa çook çalışması gerektiini de annamış olur. Sen sakın üzülme, Yusuf, üzerindeki hakimiyetini de sakın gevşetme. Şindi ben gidiyerim. Yusuf’u iyi tanıyerim, benim yanımda artık güleşemez. Git onu bul ve çalışmanıza devam idin.

    Dursun Pehlivan, meseleye bu kadar sıhhatli yaklaşması karşısında İsmail Ağa’ya hayran olmuştu:
    -Bre İsmeyil Agam çok güzel süledin. Ben şindi onu bulur, gerekli açıklamayı yaparım.
    -Tamam, ustam, adi saa kolay gelsin.
    Dursan Pehlivan, eve doğru giden İsmail Ağa’nın arkasından iç geçirerek baktı:
    -Eyy gidi Deli İsmeyil Pelvan. Eğer, güleşe divam idebilseydin, şindi Aliço’nun diil seen güleşleen annatılcaktı. Ama naparsın kader. Kısmet diilmiş. Kendin doyasıya güleşemedin. İnşallah, Yusuf’un Kırkpınar’da başpelvan olduu günneri saa görmek nasip olur.

    Dursun Pelvan, Yusuf’u dere içinde yüzünü yıkarken gördü. Yüreği cız etti, keşke kucaklayıp babasının yanına götürmeseydim. “Ya, tahmin ittiim gibi düşünmemişse.. Ya yanılmışsam o zaman Yusuf’tan hakkı geçti. Yusuftan helallık almalıyım” diye düşündü. Yanına yaklaştığı halde Yusuf, geldiğini farketmemişti. Çok dalgın gözüküyordu. Selam verdi:
    -Selamün aleyküm Yusuf
    Hocasının sesini duyan Yusuf, irkildi, mahçup mahçup ustasına baktı, hemen gözlerini kaçırdı, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu:
    -Aleyküm selam hocam.


    DEVAM EDECEK...



  10. #10
    Member
    Üyelik Tarihi
    Apr 2009
    Mesajlar
    69

    Ynt: Koca Yusuf (Ecdadımızın ruhunu bulacak, heyecanla okuyacaksınız...)

    Çok çalışman lazım


    Yusuf’un ağlamaktan kızarmış gözlerini gören Dursun Pehlivan, üzüldü, ders vermekte aşırıya mı gittim, diye düşündü, İstikbalde, çok şey bekledikleri Yusuf’u, güreşten soğutmaktan, küstürmekten endişelendi. Yusuf’un yanına çöktü:
    -Yusuf! Oolum! Hakkını helal et.
    Yusuf, şaşırdı:
    -Hakkımı helal itmek mi? Benim sizde ne hakkım olabilir ki hocam?
    Dursun Pehlivan, elini Yusuf’un omuzuna attı:
    -Oolum. Senin, beni, küçük göödüünü, hoca diye kabullenmediini zan ittim. Bunun için saa bi ders vereyim didim. Hakkında, sui zanda bulundum, kötü düşündüm. İşte bu sebepten hakkını helal it diyerim.
    Yusuf, Hocasının bu ince düşüncesi karşısında iyice duygulandı, ellerine sarıldı:
    -Hocam, asıl siz hakkınızı helal idin. Duuru düşünmüşsünüz. Sizi küçük göödüm. Pelvan olduumu, Aliço ile güleşçek hâle geldiimi zannettim. Ama dersimi tam manasıyla aldım.
    Dursun Pehlivan güldü:
    -Tahminimde isabet itmem, beni sui zan günahından kurtarmaz. Sen yine de hakkını helal et.
    -Helal ettim Hocam, siz de helal idin.
    -Allahü teala razı olsun, ben de helal ittim. Adi şimdi, çayıra gidelim.
    Yusuf, garip garip boynunu büktü:
    -Hocam, ben bu halde bubamın yanına gidemem.
    -Evladım. Buban eve döndü, adi yürü bakam.

    Yusuf ve Hocası çayıra geldiler.
    Yusuf’un bütün şevki kırılmıştı. Ölürcesine sevdiği güreşi bırakmayı bile düşünüyordu. Sırçadan köşkü, bir darbeyle tuz buz olmuş, baş pehlivanlık hayalleri uçmuştu. Hocasına yalvardı:
    -Hocam. Bu işi bırakaam. Benden güleşçi müleşçi olmaz. İyisi mi ben çoban olayım.
    Dursun Hoca, iyice üzüldü, Yusuf’un bu kadar çok etkilenmesinden güreşi bırakacak hale gelmesinden. Yusuf’u ve babasını iyi tanıyordu, meseleyi sıcağı sıcağına halletmezse Deliormanlı Deli İsmail Ağa’nın oğlu Yusuf’a hakikaten de bir daha güreş yaptıramazlardı:
    -Evladım Yusuf! Sana Demir Buba Dergahı’nda İsmeyil Pehlivan büüle mi üretti, ilk zorlukta emen pes itmeni mi süledi. Hocan Dursun Pelvan’a yenilmek seni niçin bu kadar üzer. Sen, Dursun Pelvan’ın büünkü hale gelmek için tam 30 sene çalıştıını biliyer misin? Köy başpehlivanı diye niçin bizi bu kadar küçük görürsün?
    -Estağfirullah hocam.
    -Dinne oolum. Sende kabiliyet gürmesem, seni hiç çırak alır mıydım. Ancak, Dursun Pelvan’ı yenmen için çok çalışman ilazım. Aliço’ya yetişmen için ise en az 10 sene geçmesi gerek. Her işte bi hayır vaadır demişlee. Sen de bütün ayatın boyunca saa ilazım olcak ve unutmaman gereken ilk dersini aldın. Süle bakam Yusuf, bu ilk ders neymiş?
    Yusuf, mahcup mahcup cevap verdi:
    -Karınca da olsa rakibini küçük göömemek, edefe ulaşmak için çok çalışmak.
    -Afferin oolum. Şindi geleem ikinci derse.

    Dursun Hoca, baktı ki soru cevaplarla Yusuf’un küskünlüğü kalkıyor, derse devam etti: -Sen kendini pelvan saniyerdin ama, gördün ki daa hiçbişey bilmiyersin. Mektepte üretilen, ermiidanında, tatbik edilmedikçe hiç bi şeye yaramaz. Eğer, pelvan olmak, Aliço’ya yetişmek istiyersen, şu ana kadaa güleşle ilgili kulaktan dolma üürendiin şeyleri unutçaan. Hiçbi şey bilmediini kabul etçeen. Ve gözleeni dört açıp, benim göstercekleemi, hareketleemi dikkatle izlicek ona güre güleşçeksin. Şimdi sana ufak bir elenseyle niçin yere kapaklandıını güstercem.

    Dursun Pehlivan Yusuf’u karşısına aldı, “Elense diip geçme. Elense güleşin besmelesidir. Nasıl ki besmele çekilmeden hiçbi hayırlı işe başlanmazsa, elense bilmeden de güleşçi olunmaz. Çoğu pelvan, elenseyi güleşi baalamak, savunma yapmak için başvurur. Halbuki elense en yenici oyundur. Yetee ki, ne zaman nası çekceeni bil. Şimdi saa nası elense baalanır, nasıl çekilir onu gösteecem” diyerek Yusuf’un ensesinden yapıştı. Yusuf da ustasının ensesinden tuttu.
    Ustası, “Şimdi ayaklaama bak. Nası birini ileede öbürünü geride ve birbirinen açık tutuyerim. Sen de büle yap. Sakın ayaklaan birbirine yakın gelmesin. Sakın ileri geri gideeken iki topuun bi hizada bulunmasın” deyip dengeli durmayı gösterdi.

    Dursun Pehlivan, Yusuf’a elensenin nasıl yapılacağını göstererek, “Şimdi dikkat it. Ensenden çekip seni ileriye duuru adım attırmak isticeem. Bu vaziyette sen, ya gerideki ayaanı öne atcaksın ya da geri gitmek için öndeki ayaanı geriye çekceksin. Hangisi olursa olsun bir an tek ayak üstünde kalcaksın. Bu an çok kısadır. İşte hasmın tam bi ayak üstünde kaldıı o an, ensedeki elinle boş tarafına duuru çekceksin. Hasmın yere düşeeken de iç vakit kaybetmeden arkaya geçip sarmayı vurcaksın.” dedi hafifçe bir elense çekti. Yusuf, sendeleyip ileri doğru adım atınca ikaz etti:
    -Olmadı Yusuf. Dikkat it.
    Yusuf, büyük bir dikkatle hocasının dediğini yapmağa çalışıyordu.
    Dursun Pehlivan, yapılan hatayı göstererek açıkladı:
    -Bak sağ ayaanı ileri atiyersin. İşte şimdi bi an sol ayak üzerinde kaldın.
    Dursun Pehlivan bunu söylemesiyle birlikte ikinci ama kuvvetli bir elenseyi sağ taraftan çekti. Yusuf’un geride kalan sağ ayağı tarafından onu kuvvetle öne çekerek tekrar yüzü koyun yere düşürdü:
    -Ya evladım. Liilek kuşu gibi tek ayak üzerinde yakalanırsan işte büüle itiyar, zayıf Dursun Pelvan’ın elensesiyle bile yüzüstü düşeesin.

    Yusuf, hocasının leylek sözüne gülümsedi, zayıf pelvan sözüyle utandı. Hocası, hafifçe dokundurarak ders vermeğe devam ediyordu. Hocasının inceliğine hayran oldu.
    Dursun Pehlivan, Yusuf’un gülümsediğini görünce neşelendi, sabahki fırtına sırasında gönül ve beyinde yer bulan buzlar çözülmeğe başlamıştı.
    -Hayda bre Yusuf! Sıkı dur! Bir elense daha geliyeri.
    Dursun Pehlivan bir elense daha çekti. Fakat çok şaşırdı...


    DEVAM EDECEK...


Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Benzer Konular

  1. Zor Zamanda...YUSUF olmak.....
    Konuyu Açan: nazli64, Forum: Islami Genel Konular.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 01-09-2010, 11:09 PM
  2. Ecdadımızın güzel sözleri
    Konuyu Açan: Allahdostu_aşığı, Forum: Güzel Sözler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10-30-2009, 08:59 AM
  3. Medine Müdafaası (Feridun Kandemir) Gözyaşlarıyla okuyacaksınız...
    Konuyu Açan: gönülderyası, Forum: Kitap Tavsiye.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 05-09-2009, 06:38 PM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119